19 Ekim 2008   Soner
YALÇIN<http://www.hurriyet.com.tr/index/soner_yalçın>
 [EMAIL PROTECTED]

Türk Silahlı Kuvvetleri neden New York aydınlarının hedefinde


*Sanmayınız ki tüm bu tartışmalar, gerginlikler, sert demeçler Aktütün
baskınıyla başladı. Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri yoğun bir psikolojik
harp bombardımanı altında. Peki niye? Saldırganların amacı ne? Tüm bu
psikolojik savaşın perde arkasında neler var? TSK'ya ağır sözler sarf
edenler kimlerin ağzıyla konuşuyor? Kim bu New York aydınları? Gelin size
bir fil hikáyesi anlatayım!..*

*HİNDİSTAN'*da yaşamları boyunca fil görmemiş yirmi kişi gözleri bağlanarak,
bir filin yanına götürülmüş. File dokunmaları istenmiş. Gözü bağlı
Hintlilerin her biri filin bir yerine dokunmuş. Sonra Hintlilere sormuşlar:
*"Dokunduğunuz şeyi anlatın."* Gözleri bağlı Hintliler filin neresine
dokundularsa hayvanı öyle anlatmış, öyle tanımlamışlar.

Son günlerde yaşadıklarımızı bu *"hikáyeye"* benzetiyorum.

Herkes olayın bir yerini tutmuş ona göre değerlendirme yapıyor.

Meseleyi böyle görenler, böyle tanımlayanlar aldanır.

Meselenin özü başka. Bütünü görmek gerekiyor.

Gelin, çok da gerilere gitmeden bir yolculuğa çıkalım...

Kemalizm öldü

Tarih 9 Kasım 1989.

Berlin duvarı yıkıldı. Soğuk savaş dönemi bitti.

Ve yeni bir dünya düzeni başladı. Orta Avrupa'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da
hemen yeni haritalar çizilmeye başlandı.

Soğuk savaş dönemindeki Türkiye'nin rolü, NATO dolayısıyla ABD tarafından
belirlenmişti. Peki, yeni dünya düzeni Türkiye'ye hangi görevi verecekti?
Türkiye'yi ne bekliyordu?

*Ufuk Güldemir'*in, CIA Ortadoğu Masası eski şefi *Graham Fuller *ile
yaptığı röportaj bu rolün ipucunu verdi: *"Atatürk'ün düşünceleri çağı için
son derece güçlü düşüncelerdi. Ama Türkiye artık ulusal kimliğini,
yörüngesini, dünyadaki rolünü, hatta İslam'ın günlük yaşamdaki yerini
yeniden düşünmelidir. Türkiye, demokrasi ile İslam'ın bir arada
yaşatılabileceği modern bir formül bulsa, İran ve Arap dünyasına olağanüstü
büyük bir entelektüel öncülük yapmış olur. İslam dünyası için geleceğin
modeli olur bu." *(26 Şubat 1990, Cumhuriyet)

CIA ajanı *Fuller *o yıllarda medyaya sık demeçler verdi. *"Kemalizm öldü.
Kemalizm'in sonuna gelmesinin iyi olduğunu düşünüyorum. Halkın büyük bir
parçası İslam için daha hürmet görmeyi, Osmanlı tarihiyle kucaklaşmayı
istiyor."
*
*Neo-Osmanlıcılık*

CIA ajanı *Fuller'*in *"kişisel görüşleri"* zamanla rapor haline getirildi.
Pentagon, genellikle CIA ajanlarının görev yaptığı Rand Corporation adlı
araştırma kuruluşuna rapor sipariş etti: *"The Prospects for Islamic
Fundamentalism in Turkey."*

Rapor, Türkiye'nin yeni yol haritasını çiziyordu: Ilımlı İslam.

*"Uygarlıklar çatışması"* kuramcısı *Samuel P. Huntington'*un da tezi
aynıydı: *"Türkiye, İslam'ın lideri olmalıdır."* *Huntington'*ın, tezini
açıklarken sarf ettiği bir cümlesi ilginçti: *"Demokrasinin mutlaka laikliğe
dayanması gerekmez."

*Hudson Enstitüsü üyesi *John O'Sullivan:* *"Türkiye'nin laiklik anlayışı
artık değişmek zorunda ve bu değişimi garanti altına alıp koruyacak bir
anayasa gelmek zorunda."

*Peki, Kemalizm'i toprağa gömüp, ılımlı İslam'a sarılması istenen
Türkiye'nin idari yönetimi nasıl olacaktı? Bunu da, uzun yıllar CIA Türkiye
masası şefliğini yapmış *Paul Henze'*nin raporundan öğrenelim: *"Türkiye'yi
federalizm büyütecek."*

İstanbul başkentli *"Yakındoğu Federasyonu"* kurulabilirdi! Ama önce
Kürtlerle yakınlaşmak gerekiyordu!

CIA'nın federasyona dahil olacak Kürtlere de önerisi vardı: İslam ipine
sarılın! Sarılmayan *Abdullah Öcalan *tasfiye edildi, Nakşibendi
*Barzani *bölgenin
tek gücü oldu.

ABD bu politikalarında yalnız değildi; Arap ırkından olmayan Kürtler, hep
İsrail'in ilgi alanına girdi. MOSSAD her daim Kürdistan'ın kurulmasını
destekledi. Neyse bunlar ayrı konular.

Evet, yeni dünya düzeninde Türkiye'nin görevi belli olmuştu. Bu konuda
yüzlerce ABD'li uzman konuştu, onlarca rapor yayınlandı. Peki, ABD
Türkiye'ye bu rolü biçti de, Türkiye'de herkes bunu kabul etti mi?

*TSK'nın tavrı*

Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu'daki ülkeler gibi yapay ülke
değildi.

Tarihsel birikimi ve Cumhuriyet'in kazanımları nitelikli (sayıları hükümet
kurmaya yetmese de) bir nüfusu ortaya çıkarmıştı. Cumhuriyet mitingleri
aslında yeni dünya düzenine karşı duruştu. Yurtsever aydınlar işin
farkındaydı. Askerlerin bu mitinglerin gönüllü destekçisi olduğu da bilinen
gerçek.

TSK, Cumhuriyet'in kurucu ideolojisinden ödün vermeye hiç taraftar değildi.
Mustafa Kemal devrimleri ölmemiş, aksine giderek *"Ortaçağ
karanlığına"*dönüşen dünyada daha da önemli hale gelmişti.

Ordu, 28 Şubat kararlarıyla bu tavrını göstermişti.

TSK sadece içerisi için değil dış politika konusunda da ABD ile ters düştü.

TSK, *Atatürk'*ün *"Yurttu sulh cihanda sulh"; "Komşu ülkeler arasındaki
ihtilaflara karışmama"* gibi dış politik ilkelerinden ödün vermedi. Yani ne
Irak ile ne de İran ile savaşmaya taraftardı. Topraklarını lojistik anlamda
açmaya da pek taraftar gözükmedi. Genelkurmay Başkanı *Necip Torumtay'*ın
Cumhurbaşkanı *Turgut Özal'*ın, bir koyup üç almayı hedefleyen çıkarcı
politikalarına karşı çıkıp istifa ettiğini hatırlatırım. Ama o kadar eskiye
gitmeyelim.

2000'li yıllarda, askerlerin tavrı aynıydı: Madem yeni dünya düzeni
kurulmuştu, *"Türkiye de çok taraflı siyaset izlemeli"*ydi. Ayrıca ABD ve
AB'nin sürekli Türkiye'yi örselemesi de çok rahatsızlık vericiydi.

Ve dönemin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral *Tuncer Kılınç, *7
Mart 2002'de Harp Akademileri Komutanlığı'nın *"Türkiye'nin Etrafında Barış
Kuşağı Nasıl Oluşturulur"* konulu sempozyumunda yaptığı konuşma, TSK'nın
tavrını gösterdi:

*"Türkiye öncelikle, stratejik anlamda kimlerle bağı varsa, o bağları
çözmesi lazım. Bugünün konjonktüründe, kendi bekası açısından, ileriye dönük
hangi tehditlerle karşı karşıya kalabilir, bunları yeniden iyi
değerlendirebilmek için, ayaklarındaki bağı çözmesi lazım. Bu bağlardan bir
tanesi NATO'dur. Eğer NATO'dan sıyrılırsanız, ABD'nin size bakışının ne
kadar doğru olup olmadığının, hayrınıza veya şerrinize olup olmadığının
kararını daha kolay verirsiniz. Bugün Amerika, Türkiye'ye zaman zaman
stratejik dost diye bakıyor, ama hiçbir zaman dostça davranmıyor.
Türkiye'nin yeni arayışlar içinde olması bir ihtiyaç. Rusya ile birlikte,
ABD'yi göz ardı etmeksizin, mümkünse İran'ı da içerecek şekilde arayış
içinde olunmasıdır."

Psikolojik harbin dönemeci

*Orgeneral *Kılınç'*ın bu sözlerinden sonra TSK karşıtı psikolojik harp
kampanyası hızlandı.

*"Hızlandı"* diyorum, çünkü 28 Şubat döneminde, dönemin Emniyet İstihbarat
Daire Başkanı *Bülent Orakoğlu *ve ordudan ayrılan Onbaşı *Kadir Sarmusak'*ın
adının karıştığı bir istisnai dinleme skandalı vardı.

Ancak köprünün altından çok sular aktı; TSK dinlemeleri uzmanlaştı.
(Dinlemeler ABD-Utah üzerinden kimler aracılığıyla Türkiye'ye sızdırılıyor?
Bakınız: odatv.com)

Üst düzey komutanlarının darbe hazırlığı içinde olduğunu iddia eden, dönemin
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral *Özden Örnek'*e ait olduğu söylenen ama
gerçekte olmayan sahte günlükler yayınlandı.

Ardından, *"gazetecileri fişleyen"* sözde andıçlar ortaya çıkarıldı.

Kimin yazdığı belli olmayan lahikalar ortaya saçıldı.

Genelkurmay Başkanları Orgeneral *Yaşar Büyükanıt *ve Orgeneral *İlker
Başbuğ *hakkında, göreve başlayacakları dönemde karalama kampanyaları
başlatıldı. Fotoğraflar sızdırıldı.

TSK'da kuvvet komutanlığı, ordu komutanlığı yapmış emekli orgeneraller,
Ergenekon soruşturmasına dahil edilip hücrelere tıkıldı.

Psikolojik savaş öyle bir hal aldı ki, Mehmetçiğin teröre karşı verdiği
mücadelenin sırları bile sızdırıldı. Tuğgeneral *Münir Erten'*e ait olduğu
söylenen ve Kuzey Irak'a yapılan kara harekátını iki gün önceden haber veren
bir video, internetten yayınlandı.

Son günlerde ise, insansız hava aracı tarafından Aktütün'e teröristlerin
saldıracağı görüntüsünün TSK'ya verildiği ama hiçbir önlemin alınmadığı
şeklinde manşetler atıldı. Oysa görüntülerin Aktütün'le ilgisi yoktu.

Uzatmaya gerek yok. Benzerlerini okuyorsunuz, biliyorsunuz.

Söylemek istediğimiz şudur: Gözü bağlı Hintliler gibi meseleyi sadece bir
boyutuyla ele alırsanız, meselenin tümünü, özünü kavrayamazsınız.

*Sonuç olarak:

*Bütünü görmek gerekiyor.

Mesele, Cumhuriyet'in kurucu ideolojisine sahip çıkma meselesidir.

Mesele, ulusal bütünlüğü, bağımsızlığı koruma; komşularla savaşmama
meselesidir.

Mesele, Ortadoğu'da taşeron olmayı reddetme meselesidir.

Mesele, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Irak ve İran'daki petrol
kuyularının bekçiliğini yapmama meselesidir.

Mesele, sadece bunlardan ibarettir.

Yandaş medyanın manşetlerini böyle değerlendiriniz.

*KİM BU NEW YORK AYDINLARI*

*BİZİM *sözde solcu-liberalleri bilirsiniz; hep üstten bakarlar, dudak
bükerler, kimseleri beğenmezler. Aslında; bunların tek yaptıkları,
Osmanlı'daki Tercüme Odası'nda çalışan memurların yaptıkları gibi çeviridir;
tercümedir.

Bunlar, New York Neo-Conların söylediklerini, yazdıklarını evirip çevirip
yeniymiş, kendi görüşleriymiş gibi yazıp söylüyorlar.

Sizce aşağıdaki sözler kime aittir?

Ulus devletin sonu gelmiştir.

Yeni yüzyılın en önemli çatışması, demokrasi güçleri ile otokratik
(despotizm yanlısı, baskıcı) güçlerin çatışması olacaktır.

Türk ordusu dokunulmaz bir kurum değildir.

Türkiye'yi daha demokratik kılacak olan, Türklerin hayatından devletin ve
ordunun rolünü azaltmaya yarayacak reformlardır.

Asıl mesele din özgürlüğüdür.

Vs...

Bunları Türkiye'deki solcu-liberaller söylüyor derseniz yanılırsınız.

Bunları söyleyenler; New York aydınları!

Ya da günümüz deyimiyle -başlangıçta aşağılayıcı bir terim olarak ortaya
atılan- *"Neo-Con"*lardır.

Bunlar; 1930'lu yıllarda Amerikan Troçkist hareketi içindeydiler. Sol
hareket içinde yer almaları, hepsinin Yahudi olmasından ve Ekim Devrimi'yle
tarihte ilk kez antisemitizmi suç sayan bir devlet kurulmasından
kaynaklanıyordu.

Ancak: *Hitler-Stalin *anlaşması ve *Troçki'*nin 2. Dünya Savaşı'nda *
Hitler'*e karşı savaşan *Franklin D. Roosevelt'*i desteklemeyi reddetmesi,
günümüz Neo-Conların atalarının, sosyalizm yolundan teker teker ayrılmasına
yol açtı.

1948'de İsrail'in kurulmasından sonra bu grup artık kurtuluşun sosyalizmde
değil, İsrail'i koruyabilecek tek güç olan Amerika'da olduğunu
savundu: *"Amerika
ne denli güçlü olursa, İsrail de o denli güçlü olacaktır."*

New York aydınları, ABD'yi *"yeni mesih"* ilan ettikten sonra, sol hareket
içinde edindikleri birikimleri Amerika ve Avrupa'da sol hareketin içini
oymak için kullandı.

Daha önce bu sayfada/Hürriyet'te yazdım; New York aydınları tarafından
kurulan ve CIA tarafından fonlanan, solcu görünen ama asıl amacı solun içini
boşaltmak olan *"Congress for Cultural Freedom", *soğuk savaş boyunca
Sovyetler'deki sosyalizme karşı, sözde *"özgürlükçü sosyalizm"* inşa etme
misyonu üstlendi! Dillerinden düşürmedikleri kavramlar, demokrasi, insan
hakları ve özgürlük idi. Pek çok iyi niyetli solcu aydın, ne yazık ki
bunların aleti oldu; bu rüzgára kapıldı.

Solcu aydınları yanıltanların başında Amerikalı *Max Shachtman *geliyordu.
O, Neo-Conların ilk lideriydi aslında. Ne sosyalizm ne kapitalizm diyen *"3.
Kamp"* teorisi onundu. Görüşlerini *"öğrencileri"* yaydı:

*James Burnham, "The Managerial Revolution"* kitabında, insanlığın
karşısındaki en büyük tehdidin artık, *"teknisyenlerin"* ve *"bilim
adamlarının"* yanı sıra *"bürokratlardan"* ve *"askerlerden"* oluşan güçlü
bir *"elit"* yönetici sınıftan geldiğini yazdı.

Neo-Conların önde gelen teorisyeni *Robert Kagan, *son kitabı *"The Return
of History and the End of Dreams"*te, yeni yüzyılın en önemli çatışmasının
liberal demokrasiler ile otokratik devletlerin çatışması olduğunu yazdı.
Ulus devletler yıkılmadan özgürleşme olamazdı!

New York Times'ın *"şahinler"* arasında saydığı *Daniel Fried,* İsrail'in
bir ulus devlet olmasından rahatsız değildi. Ama söz konusu Türkiye olunca
çok sert konuşuyordu: *"Sorun Türklerin nasıl bir ülkeye sahip olmak
istedikleridir. Milliyetçilik/ulusalcılık özünde defansif bir tutuma,
gurursuzluğa dayanır. Gururlu insanlar milliyetçi/ulusalcı olmaz, gururlu
insanlar dünyaya açık olur."

Allan Bloom, Sidney Hook, Norman Podhoretz *gibi eski solcu New York
aydınları, 1980'lerde *"neo-liberalizmin"* taraftarı oldular.

Neo-Conları sadece sivil olarak düşünürseniz yanılırsınız:

Sözü, Amerikan ordusundan Yarbay *Patrick F. Gillis'*e bırakalım:

*"Tarihe baktığımızda, Türkiye'deki siyasal yapının, ordunun etkisini
sınırlamada kifayetsiz ve isteksiz olduğunu görürüz. Ancak bu durum, 2003
yılı itibarıyla değişmeye başlamıştır. ABD-Türkiye ilişkileri, soğuk savaş
yıllarının askeri ortaklığından, çok yönlü bir ortaklığa dönüşmelidir.
Türkiye'nin ABD ile kalıcı ve geliştirilmiş bir stratejik ortaklık
kurabilmesi için bütünüyle demokratik olması gerekmektedir." *(Mayıs 2004)

Bu söylemlerin Türkiye'de yaygınlık kazanmasının bir diğer nedeni de,
İngiltere doğumlu *"Yeni-Sol"*un ithalidir! Bu nedenlerle *"Anti-emperyalist
Deniz Gezmiş solcu olamaz"* diyebiliyorlar. Çevirdikleri öyle çünkü. Neyse,
fazla kafa karıştırmayayım.

İşin özünde; Neo-Conlar, önce sosyalisttiler, sonra hümanist solcu oldular
ve en son geldikleri yer, ulus devlete karşı anti-emperyalizme inanmayan,
solcu liberallik!

New York aydınlarının yazdığını, söylediğini, Türkiye'deki solcu-liberaller
bugün büyük bir öfke ve kinle dile getiriyorlar.

Kızgınlıkları biraz da, göbekten bağlandıkları neo-liberalizmin ve ABD'nin
dünya üzerindeki hegemonyasının küresel kriz ile çökmesinin endişesinden
kaynaklanıyor.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap