---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: BİLGİ NOTU
 *Baykal’dan Şok Açıklama! *

*Hangi ülke Başbakan’ı Erdoğan’a eşini getirme dedi?*
CHP Lideri Deniz Baykal Meclis Grup Toplantısı’nda gündemi değerlendiriyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Hindistan’a giderken Anayasa Değişikliği açılımının
artık bir kenara bırakılması gerektiğini söyledi. Bunu çok önemli buluyorum.
Ben de aynı noktaya dikkati çekmiştim. İktidarın anayasa değişikliği
konusundaki iradesinin artık sürdürülemeyeceğini görmüştüm. Parlamentoda
350′yı bulmaları imkansız değil, ama referanduma gidince yüzde 50′yi
bulmaları imkansızdır. Anayasa değişikliği önemli konudur, bizim de
çalışmalarımız var. Ama bugünkü parlamento içinde, Türkiye’nin gerçek
ihtiyaçlarına cevap verecek, gerçekten demokratik bir anayasa düzenlemenin
mümkün olmadığını görüyoruz. AKP kadrolarının halkın değil kendi
sıkıntılarını çözmek için bir arayış içinde olduğunu biliyoruz. Hukukun
arkasından dolaşmak için anayasa değişikliği istediklerini biliyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı tarihi fırsatları yakalamak konusunda hepimizden
yetenekli gözüküyor. Sık sık bize tarihi fırsatları müjdeliyor ama altından
bir şey çıkmıyor. Anayasa açılımı için de tarihi fırsatı kaçırdık diyor ama
üzülmesin sayın cumhurbaşkanı halk o tarihi fırsatı bir gün yakalayacaktır.

Esas tarihi fırsat cumhurbaşkanlığı seçiminde kaçmıştır. Bu seçimde bir
uzlaşma ihtiyacını yok sayıp kendi iradenizi oraya dayatırsanız ve sonra
uzlaşma olmadığı için anayasa değişikliği yapamıyoruz dersiniz. Sonra da
Türkiye’ye bir ombudsman lazım dersiniz. Eğer uzlaşmayla seçilseydi,
cumhurbaşkanı ombdusman olurdu.

Sayın Cumhurbaşkanı son dönemde 14 tane rektör atadı ki bu atamaların tümü
üniversite öğretim üyelerinin tercihlerinden oluşturulmuştur. Sayın
Cumhurbaşkanı rektör atarken bu seçimleri ciddiye almamış, üniversite
iradesini yok saymış, uygun gördüğünü atamıştır. En dramatik atama Bolu
İzzet Baysal Üniversitesi’nde gerçekleşti… İzzet Baysal’ın bağışlarıyla
kurulmuş, kurulduktan sonra devlete bağışlamış. Geçenlerde bu üniverside
rektör ataması konusunda bilinen usül uygulandı. Öğretim üyelerinin yaptığı
sıralamayı YÖK’ün değiştirmesi üzerine üniversite vakfının başkanı
cumhurbaşkanına bir mektup yazdı. Abdullah Gül Hayri Coşkun’u rektör olarak
atayınca Baysal tepki gösterdi.

*Siz despotsanız hiçbir anayasa sizi demokrat yapamaz. *

Değinmek istediğim bir diğer konu Ermeni açılımıyla ilgili… İsviçre’de
toplantılar yapıldı, protokoller imzalandı ve yola çıkıldı… Ermenistan bizim
bir komşumuzdur. Ermenistan kurulduktan sonra Türkiye onu ilk tanıyan
ülkelerden biri olmuştur. Sınırımızda Ermenistan diye bir devletin
bulunmasından hiçbir şikayette bulunmayız. Tarihte yaşanan acı olayları
araştırma konusunda iyi niyetle gerçekleri ifade ederiz, dinleriz…
Ermenistan 1993 yılında Azerbaycan’a yönelik askeri hareket yaptı.
Azerbaycan’ı işgal etti. Bunun işgal ettiğini tüm dünya biliyor. BM, Avrupa
biliyor. İşgal üzerine Azerbaycan’ın yakın dostu olarak Türkiye ‘bu
davranışını onaylayama’ dedi ve sınırını kapattı. O zamandan bu yana sınır
kapalı. Ermenistan çok rahatsız oldu. 60 bin kadar Ermeni vatandaşı
Türkiye’ye geldi. Bu işsizlikte onların da gelmesine Türkiye göz yumdu.

Ermenistan’la protokol imzalanınca bu yanlıştır dedik. Onlar işgale son
vermiyorlarsa sakın ha bunu yapmaya kalkmayın, bunu yaparsak Azerbaycan çok
rahatsız olur dedi. Azerbaycan onların zannettiğinden daha önemlidir,
Azerbaycan’ı tedirgin etmeyin, üstüne yatmayın dedik. Ne karşılığı tesli
oluyorsunuz? Bunları sorduk. Dediler ki merak etmeyin biz o işgale son
vermediğimiz taktirde biz protokolü uygulamayı koymaya izin vermeyiz
dediler. Azerbaycan çok tepki gösterince başbakan gitti Azerbaycan
meclisinde “işgal kalkmadan sınırı açmayız” dediler. O zaman o protokolü
niye imzalıyorsun. Protokole sınırı kabul edeceğini koyduk dediler. Biz
görmedik dedik. Soykırım konusunda da onlar gevşedi. Tarih komisyonu
inceleyecek… Onu da görmedik dedik.

Ermenistan Anayasa Mahkemesi geçenlerde çıktı dedi ki “biliniz ki bu
protokol sınırı kabul edeceğimiz anlamına gelmez, soykırımı kurulun
inceleyeceği anlamına gelmez” dediler. Yani Ermenistan hükümetinin karanını
bağladı. Velhasıl bu da boş çıktı. 24 Nisan geliyor. Bu konu ısıtılmaya
başlandı. Bu hükümetin sıfır ihtilaf anlayışı budur. Tam bir fiyaskodur, tam
bir perişanlıktır, gereksiz yere umutlar verilmiştir ve hiçbir şey elde
edilmemiştir. Ve çok şey kaybedilmiştir. Azerbaycan’ın dostluğu kaybedildi.
Ermenistan’la ihtilafı çözemedin, Azerbayncan’la da ihtilaf yarattın.
Azerbaycan doğalgaza zam yaptı. AKP hükümetin yanlış politikası vatandaşın
her ay ödeyeceği faturadan çıkacak. Baykal geliyor dedikçe zam yapmıyorlar
ya ben geliyor demeye devam ediyorm. Şu kışı bir atlatalım…

TBMM tarihin en acı sahnelerini yaşadı. Acaba Güney Kore Meclisi mi dedik.
Parlamentoda zaman zaman itiş kakış olur ama çoğu kere bireysel temasta
kalır, fiziksel temas olmaz… Ama bu sefer parmaklar kırıldı, hastanelere
gidildi.

Kavganın birinci sebebi; Eş tartışması… Hassas bir konu, hepimiz için
hassas… Bu konu tartışmayı birden bire yükseltildi.

*İkincisi din istismarı boyutu vardır *

Üçüncüsü de saldırı boyutudur. Açık bir saldırı gerçekleşmiştir. Spontane
değil, sistemli, parti düzeyinde organize bir saldırı gerçekleşmiştir.

Eş ve aile tartışması çok üzüntü vericidir. Siyasi tartışmanın muhatabı
siyasetçidir. Doğrudan siyasetçi olmadığı halde bir siyasetçinin eşi olduğu
halde bir vatandaşımızı üzmeye kimsenin hakkı yok. Kimsenin karısına kızına
laf atmayacaksın. Bunu öğrenmediysen siyaset sahnesinde işin yok. Ama bu tek
taraflı değil. Biz de işimize yarar diye kendi eşimizi siyaset sahnesine
taşımayacağız. Bu olayda ilk kez sayın başbakan pazar günü hiç gerek yokken
canlı yayında eşiyle ilgili bir konuyu gündeme geirdi. Yanlış burdan
başlıyor. Eğer başörtüsüyle ilgili bir meseleyi gündeme getireceksen, bunu
eşinin üzerinden yapmayacaksın. Bu temel bir noktadır. Sorun milletin
sorunudur, onu o çerçevede konuşacaksın.

*Başbakan o pazar günü bir olayı anlattı. Ama bizim bildiğimiz ama şimdiye
kadar hiç gündeme getirmediğimiz bir olayı da yaşadık. **Sarkozy sadece
kılık kıyafeti dolayısıyla “eşini buraya getirme**” dedi.** Bunu bir gün
dile getirdik mi? Bu bizi de rencide etti ama bir gün bile siyasi malzeme
yapmadık. Sen başbakansın, sorunları çözeceksin. Hem çözmeyeceksin, hem
istismar edeceksin. Çöz kardeşim çöz, çözemiyorsan sus… *

Din istismarına gelince… Peygamber bu milletin peygamberi, bir siyasi
partinin peygamberi değil. Başbakan hakkındaki fezlekeler olan, bu millete,
yüce divana hesabıın vermemiş birisi… Sen ona bu benzetmeyi nasıl yaparsın.
Ama bu yanlış onların aklında var. Geçenlerde bir belediye başkanı çıktı.
Herkes Tayyip Erdoğan’a iki rekat şükür namazı kılsın dedi. Namaz Allah’a
kılınır. Bu dine saygı mı? Böyle bir namaz kılmaz teklifinin müslümanlıkla
bir ilgisi olabilir mi? Bu olay gündeme geldikten sonra adamı istifa
ettirdiler. O şükür namazı diyen görevine devam ediyor. Söyledikten sonra
onu terfi ettirdin, ortaya çıkınca onu istifa ettirdin. Tutarsızlık,
samimiyetsizlik, ilkesizlik…

Üçüncü boyutu saldırganlık… Osman Durmuş bu sözleri dile getirdiği zaman mı
tepki ortaya çıktı. Hayır onu dinlediler, hazmettiler. Ne zaman ki başbakan
alı al moru mor konuşmaya başladı. Başbakanın kızdığı ortaya çıktıktan sonra
kızan kızmayan “aman ha” diyen kalkmıştır. Bu çok açık bir saldırıdır. Bunun
sorumlusu doğrudan AKP’dir. Başbakanı arkadaşları kürsüden uzaklaştırmıştır.
Yaşanan gerçek bu… Ama olayı AKP’nın sunuşuna bakarsınız, din istismarı
demeler, istismar eden senin adamın, eşime laf ettiler demeler, bu lafı ilk
söyleyen sensin. Başbakan diyor ki gerilim siyaseti içinde yokuz diyor.
Türkiye’de yaşanan gerilimin tek sebebi sensin. Milleti kör, alemi sersem mi
zannedersin? Herkes her şeyi görüyor.

Meclis Başkanvekiline gösterilen tavır ayrı bir mesele… Meclis
Başkanvekiline tahsis edilmiş özel mekana selamsız, sabahsız rap diye
dalıyor. Orada giyinir, dinlenir. O izin verirse bir milletvekiliyle de
görüşülür. Hele oranın sahibi bir kadınsa asgari edep gereği oraya izinsiz
girilmez. Birisi giriyor, selamsız sabahsız… Talimatını veriyor. Sen onu
kadın diye sahipsiz mi zannettin. Tabii işin bir de anayasal boyutu var.
Gelen kişi başbakan yardımcısı, Meclis yönetimine talimat veriyor. Buna ne
hakkın var. Daha önce Başbakan, Meclis Başkanına ’sen mi susturacaksın, ben
mi susturacağım’ demişti. Yani onun susturamadığını kendinde susturma
yetkisi görüyor.

Olayın bir başka tarafı da bir milletvekili hakıknda çok açık bir iftira,
gıybet yapıyor. Haklı olsa bile insan bunu söylemekten çekinir. Açık açık
itham ediyor. O milletvekili arkadaşımızın yanında oturan hanım arkadaşımıza
ben sordum “hiç öyle bir şey yok. anlamaz mıyım kokusundan davranışından
anlarım” diyor. Şimdi diyor ki “O isterse özür dilerim” Özür sipariş üzerine
dilenmez? Peki sen hakkında gıybet yaptığın o kişi hakkında söylediklerini
vicdanına sindirebiliyor musun? Bunların sanıyor musunuz ki küçük olaylar
diye anlatıyorum, bunlar tüm siyasetlerinin ortak olayları…








-- 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.

Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.

http://ozkanbostanci.blogcu.com/

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap