*Oyak kameraları, Danıştay cinayeti ve Başbakana açık sorular - Merdan
Yanardağ <http://haber.sol.org.tr/yazarlar/merdan-yanardag> *

*30.04.2010 - 07:30*



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay'a 17 Mayıs 2006'da düzenlenen ve 2.
Daire üyesi yüksek yargıç Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesi, Danıştay
Başkanı Mustafa Birden'in de aralarında bulunduğu 4 yüksek yargıcın da
yaralanmasıyla sonuçlanan saldırının arkasındaki gücü yakaladığından emin
görünüyor.

Sadece o mu? Başta Fethullahçı cemaat gazetesi Zaman olmak üzere, bütün
İslamcı ve yandaş yayın organları günlerdir adeta birer Sherlock Holmes
kesilmiş durumda. Bu koroya liberal yazıcılar da, polisin ve iktidarın
yaptığı açıklamalardan en küçük bir kuşku duymadan katılıyorlar. Ve biz hep
beraber katilin "uşak" olduğunu öğreniyoruz!

Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş, Samanyolu televizyonunun canlı
yayınlarına katılarak, cinayetin işlendiği günlerde laik basının nasıl
haksız şekilde "inananları" suçladığını, bir medya otoritesi edasıyla ve
"sol" bir terminolojiyle açıklıyor. Aydınlanıyoruz!

Gelişmeyi biliyorsunuz; Danıştay'ın güvenliğini özel bir şirket olan Oyak
Güvenlik AŞ sağlıyor. Bir yüksek mahkemenin güvenliği neden özel bir şirkete
verilir? Bu vahim durum neden tartışılmaz?

Her neyse, bu garabetin tartışılması ayrı bir bahis...

Ordu Yardımlaşma Kurumu'nun (OYAK) bir iştiraki olan Oyak Güvenlik AŞ isimli
şirket, Danıştay'a yerleştirilen güvenlik kameralarının işletilmesi ve
sonuçlarının değerlendirilmesinden sorumlu.

Söz konusu saldırıdan önce ve saldırı günü Danıştay'daki güvenlik
kameralarının bozuk olduğu açıklanmıştı. Dolayısıyla saldırıdan önce katil
Alparslan Aslan'ın Danıştay ve çevresinde yaptığı keşif ve saldırı anının da
kaydedilmediği belirtilmişti.

*Kamera kayıtları Danıştay binasına mı ait?*
Ancak, saldırıdan sonra Oyak Güvenlik'te bulunan bütün kamera kayıtlarına
polis tarafından el konuluyor. Üç yıl sonra kamera kayıtları incelenmek
üzere TÜBİTAK'a gönderiliyor. Kıyamet de bundan sonra kopuyor. Kayıtları
inceleyen TÜBİTAK uzmanlarının hazırladığı raporda, görüntülerin geri
dönüşümü imkansız kılacak bir teknikle silindiği, fakat bazı görüntülerin
yine de kurtarıldığı açıklanıyor. Daha doğrusu, mahkemeye iletilen söz
konusu raporda böyle yazıldığı ileri sürülüyor.

Malum, Oyak Güvenlik Şirketi, askerlerin yardımlaşma kurumu olan ve artık
büyük bir sanayi kompleksi ve sermaye odağı haline gelen OYAK'ın bir yan
kuruluşu. O halde mantık basit; eğer kamera kayıtları bu şirket tarafından
silindiyse, bu kayıtları silen güç cinayetin de arkasındaki güçtür! OYAK
askerlerle ilişkili olduğuna göre cinayetin arkasında Ergenekon vardır vb.

Ne katillerin kimliği, ne onların islamcı-faşist fikri yapılanması, ne
mahkemede verdikleri ifadeler artık hiç önemli değildir. Alparslan Aslan'ın,
"türban yasağı" nedeniyle cinayeti işlediğini mahkemede itiraf etmesi bile
unutulabilir. Onun ne söylediğinin hiç bir değeri bulunmamaktadır!

Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların üzerinde de durmaya değmez. Aslan'ın
mahkemedeki savunmasının da savurduğu tehditlerin ve şeriat rejimi
istemesinin de bir önemi yoktur.

Oysa bir hafta gibi kısa süre içinde, TÜBİTAK tarafından incelenen
kayıtların Danıştay'daki kameralara değil, İstanbul Salı Pazarı'nda
(Karaköy) bulunan kültür-sanat merkezi ve sergi salonu İstanbul Modern
Binası'na ait güvenlik kameralarına ait olduğu, güçlü kanıtlara dayalı
şekilde ortaya atıldı. İstanbul Modern Binası'nın güvenlik hizmetleri de
tıpkı Danıştay gibi Oyak Güvenlik Şirketi tarafından veriliyor. Yani Oyak
Güvenlik Şirketi'ndeki bütün kamera kayıtlarına el koyan polisin, TÜBİTAK'a
Danıştay kayıtlarını değil, yine aynı şirket tarafından hizmet verilen ve
üzerinde silme işlemi yapılan İstanbul Modern Binası'na ait kayıtları
gönderdiği belirtiliyor.

Ergenekon davasında bir kısım sanığın avukatlığını yapan Vural Ergül'ün
yaptığı açıklamaya göre, TÜBİTAK tarafından incelenen "hard-disk"lerde
kurtarılabilen eski görüntülerin "Büyük Sergi Salonu", "Orta Fuaye",
"Biletix" ve "Cehennem Merdivenleri" gibi dosyalarda saklandığı görülüyor.
Avukat Ergül bu görüntülerin Danıştay Binası'na değil İstanbul Modern
Binası'na ait olduğunu belirtiyor.

Zaten TÜBİTAK'ın geçen hafta açıklanan raporunda, incelenen harddisklerdeki
'kurtarılan' görüntüler arasında Danıştay binası dışında başka görüntülerin
de bulunduğu belirtilmiş, harddisklerin orijinalliği konusunda netlik
sağlanamadığı da vurgulanmıştı.

Ancak her nedense bu vurgunun üzerinde hiç durulmadı.

Avukat Ergül bu nedenle, "Oyak Güvenlik tarafından mahkemeye gönderilen
'hard-disk'ler orijinal değil. Danıştay görüntülerinin yer aldığı orijinal
'hard-disk'lerin nerede olduğu bilinmiyor" diyor. Biz söyleyelim; bu
kayıtlar büyük bir olasılıkla polisin elinde.

*Başbakanın kutsalları... *
Bilindiği gibi Danıştay cinayeti davasının -ki dava sonuçlanmış ve zanlılar
mahkum olmuştu- Ergenekon Davası ile birleştirilmesine karar verilmişti.
Bunun üzerine Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi saldırıdan üç
yıl sonra güvenlik kamerası kayıtlarını yeniden gündeme getirerek,
TÜBİTAK'tan görüntülerinin kaydedildiği hard-disk'lerin incelenmesini
istemişti. Bunun üzerine polisin elindeki kayıtlar TÜBİTAK'a gönderilmişti.

Kamera kayıtlarından silindiği belirtilen görüntülerin saldırgan Alparslan
Aslan'ın eylemden önce Danıştay'a giderek keşif yaptığı günlere ait olduğu
için büyük gürültü kopmuştu.

Bu gürültüyü koparanlardan biri de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dı.
Başbakan katıldığı bir televizyon programında; "Danıştay saldırısının
arkasında kimlerin olduğu açık net şekilde ortaya çıktı. Oysa o günlerde
bizim kutsallarımıza saldırıldı. O günlerde malum manşetleri atan medya
şimdi nerede, neden susuyor?" diye (mealen) soruyordu.

O "malum medya" nerede bilmiyoruz ama biz buradayız.

*Saldırganlar polis gözetiminde miydi?*
Gelelim hikayenin diğer bölümüne...

Bilindiği gibi, Danıştay saldırısını gerçekleştiren ekiple Cumhuriyet
gazetesine üç kez bomba atan ekip aynı kişilerden oluşuyor. Zanlılar
mahkemede verdikleri ifadelerde, Cumhuriyet gazetesine ilk bombayı attıkları
günden itibaren kendilerinin polis tarafından takip edildiğini ve
telefonlarının dinlendiğini belirtiyorlar. Yani polis tarafından gözaltına
alınabilecekken yakalanmadıklarını açıklıyorlar.

Dolayısıyla bu ifadelere göre, Danıştay saldırısı önlenebilecekken
önlenmemiş oluyor. Bu açık ifadelere karşın yandaş medya, hükümet çevreleri,
polis, savcılık ve liberal yazıcılar bu gelişme üzerinde nedense hiç
durmuyor.

Şimdi hikayeye biraz daha yakından bakalım;

Cumhuriyet gazetesine 11 Mayıs 2006'da üçüncü bombayı atan Alparslan Aslan,
ilk telefon görüşmesini Salih Kurter (Fethullahçı bir şeyh/din adamı) ve
Süleyman Esen'le yapıyor.

Salih Kurter Fethullahçı olarak bilinen yaşlı bir şeyh. Kağıthane'de illegal
ayinler düzenliyor ve çevresinde bir "din alimi" olarak tanınıyor. Salih
Kurter önce tutuklanıyor, sonra kısa süre içinde serbest bırakılıyor.

*Danıştay cinayetinde 'Gülen' soyadı!*
Alparslan Aslan, Danıştay saldırısını gerçekleştirdiği 17 Mayıs 2006 sabahı
Süleyman Esen ve Hasan Öztürk isimli kişilerle yoğun şekilde telefonla
görüşüyor.

Cinayetten hemen sonra konuştuğu kişinin ismi ise Kemalettin Gülen. Bu isme
dikkat! Kemalettin Gülen tıpkı Alparslan Aslan gibi bir avukat ve (sıkı
durun) Fethullah Gülen'in yeğeni.

Alparslan Aslan yukarıda adı geçen kişilerle yaklaşık 2 bin telefon
görüşmesi yapmış.

Aslan, 29 Ekim 2009'da yapılan çapraz sorgusunda Vakit gazetesinin Danıştay
üyelerini hedef gösteren 'İşte O Üyeler' başlıklı nüshasını kendisine
Kemalettin Gülen'in verdiğini söylüyor.

Ancak, bu ifadeye karşın Kemalettin Gülen hakkında herhangi bir adli işlem
yapılmıyor. Oysa bir telefon konuşması yaptı diye ya da daha sonra bir
davada adı geçen biriyle biriyle (örneğin Devrimci Karargah davasında) kahve
içtiği için gözaltına alınan, tutuklanan ve aylarca cezaevinde kalan
kişilerin aksine, Kemalettin Gülen'in ne Danıştay ne de Ergenekon davasında
ifadesine bile başvurulmuyor.

Oysa Kemalettin Gülen'in, soruşturmada adı geçen diğer kişilerle de, örneğin
Hamza Öztürk'le de yoğun bir telefon irtibatı içinde olduğu ortaya çıkıyor.

*Saldırılarda kimlerin isimleri saklandı?*
Olayın ilginç ve heyecanlı başka ayrıntıları da var...

Ergenekon davasının görüldüğü Silivri'de kurulu özel yetkili İstanbul 13.
Ağır Ceza Mahkemesi'ne Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan (TİB) gelen
telefon görüşmelerinin dökümlerine göre, Cumhuriyet gazetesine atılan
bombaları verdiği iddia edilen Süleyman Esen'le Alparslan Arslan arasındaki
telefon trafiği bombalanma eyleminden iki gün önce, yani 3 Mayıs 2006'da
yoğunlaşıyor.

Esen'in, Alparslan Arslan'la yaptığı görüşmelerin öncesinde ve sonrasında
konuştuğu kişinin adı ise Salih Yaşar. Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet'in
bombalanması soruşturmasında bu kişinin adı da nedense hiç geçmiyor.

Salih Yaşar, Ayhan Akbal adına kayıtlı bir telefonu kullanıyor bu
görüşmelerde. Ayhan Akbal'ın kim olduğu da araştırılmıyor. Salih Yaşar da
tıpkı Alparslan Aslan gibi Fethullahçı bir emekli imam olan Salih Kurter'in
evinin en sık ziyaretçilerinden biri.

*Başbakan Erdoğan'a sorular *
Evet Sayın Başbakan, cinayetin kimler tarafından işlendiği belli de, kimler
tarafından işlettirildiği sandığınız kadar "açık net" bir şekilde ortada
değil.

Şimdi size soruyoruz:

Kemalettin Gülen neden soruşturma kapsamına alınmadı?

Salih Yaşar isimli kişi kimdir ve bu cinayetteki rolü nedir?

Süleyman Esen ve Hasan Öztürk kimdir ve neden gözaltına alınmadı?

Alparslan Aslan, mahkemedeki savunması sırasında sizden ve AKP hükümetinden
bir an önce şeriatı ilan etmenizi istedi. Dahası "başörtüsüne uzanan elleri
ve dilleri keseceklerini" söyledi ve kendisini "Allahın askeri" ilan etti.
Bu çağrı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Sizin bakanlarınız, örneğin dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, daha
cinayetin kimler tarafından işlendiği ortaya çıkmamış ve Alparslan Aslan'ın
sorgusu bile yapılmamışken, gazetecilere "Sürprizlere hazır olun" derken
neyi kasdediyordu?

Cumhuriyet gazetesininin bombalanmasından sonra polis zanlıları izlemiş ve
telefonlarını dinlemiş midir?

Eğer polis Alparslan Aslan ve arkadaşlarını izlemiş ve telefonlarını
dinlemişse bu saldırıyı neden önlemedi? Bu konuda idari bir soruşturma
açtırdınız mı?

Danıştay cinayeti davası ile Ergenekon davasının birleştirilmesine yol açan
"itiraflarda" bulunan Alparslan Aslan'ın arkadaşı Osman Yıldırım isimli
kişinin eski bir cinayet hükümlüsü ve kadın satıcılığı -ki küçük yaştaki
yeğenini erkeklere pazarlamış- yapmaktan mahkum olduğunu biliyor musunuz?
Eğer bu bilgiye sahipseniz Osman Yıldırım'ı güvenilir bir tanık olarak
görüyor musunuz?

Bütün bu olgular ortadayken, nasıl oluyor da Danıştay cinayetinin arkasında
bulunan gücü bu kadar "açık net" bir şekilde açıklıyorsunuz? Biz bilmiyoruz,
siz nasıl bu kadar eminsiniz?

Başbakan sıfatıyla yaptığınız bu açıklama, yargıya yönelik bir müdahale ve
yönlendirme değil midir?

Sözlerinizi geri almayı ve kamuoyundan özür dilemeyi düşünüyor musunuz?



-- 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.


Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.

http://ozkanbostanci.blogcu.com/

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap