Güneş balçıkla sıvanmaz, boşuna uğraşmayın. Adam yerine
koymadığınız gariban bile anladı neler döndüğü, siz bi'
türlü anlayamadınız bu milleti.
iPod-mail
30.Nis.2010 tarihinde 14:59 saatinde, Belgin Aksoylu <[email protected]
> şunları yazdı:
Oyak kameraları, Danıştay cinayeti ve Başbakana açık sorular -
Merdan Yanardağ
30.04.2010 - 07:30
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay'a 17 Mayıs 2006'da
düzenlenen ve 2. Daire üyesi yüksek yargıç Mustafa Yücel
Özbilgin'in öldürülmesi, Danıştay Başkanı Mustafa Birden'in
de aralarında bulunduğu 4 yüksek yargıcın da yaralanmasıyla
sonuçlanan saldırının arkasındaki gücü yakaladığından emin
görünüyor.
Sadece o mu? Başta Fethullahçı cemaat gazetesi Zaman olmak üzere,
bütün İslamcı ve yandaş yayın organları günlerdir adeta birer
Sherlock Holmes kesilmiş durumda. Bu koroya liberal yazıcılar da,
polisin ve iktidarın yaptığı açıklamalardan en küçük bir
kuşku duymadan katılıyorlar. Ve biz hep beraber katilin "uşak"
olduğunu öğreniyoruz!
Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş, Samanyolu televizyonunun
canlı yayınlarına katılarak, cinayetin işlendiği günlerde laik
basının nasıl haksız şekilde "inananları" suçladığını, bir
medya otoritesi edasıyla ve "sol" bir terminolojiyle açıklıyor.
Aydınlanıyoruz!
Gelişmeyi biliyorsunuz; Danıştay'ın güvenliğini özel bir
şirket olan Oyak Güvenlik AŞ sağlıyor. Bir yüksek mahkemenin
güvenliği neden özel bir şirkete verilir? Bu vahim durum neden
tartışılmaz?
Her neyse, bu garabetin tartışılması ayrı bir bahis...
Ordu Yardımlaşma Kurumu'nun (OYAK) bir iştiraki olan Oyak
Güvenlik AŞ isimli şirket, Danıştay'a yerleştirilen güvenlik
kameralarının işletilmesi ve sonuçlarının
değerlendirilmesinden sorumlu.
Söz konusu saldırıdan önce ve saldırı günü Danıştay'daki
güvenlik kameralarının bozuk olduğu açıklanmıştı.
Dolayısıyla saldırıdan önce katil Alparslan Aslan'ın Danıştay
ve çevresinde yaptığı keşif ve saldırı anının da
kaydedilmediği belirtilmişti.
Kamera kayıtları Danıştay binasına mı ait?
Ancak, saldırıdan sonra Oyak Güvenlik'te bulunan bütün kamera
kayıtlarına polis tarafından el konuluyor. Üç yıl sonra kamera
kayıtları incelenmek üzere TÜBİTAK'a gönderiliyor. Kıyamet de
bundan sonra kopuyor. Kayıtları inceleyen TÜBİTAK uzmanlarının
hazırladığı raporda, görüntülerin geri dönüşümü imkansız
kılacak bir teknikle silindiği, fakat bazı görüntülerin yine de
kurtarıldığı açıklanıyor. Daha doğrusu, mahkemeye iletilen
söz konusu raporda böyle yazıldığı ileri sürülüyor.
Malum, Oyak Güvenlik Şirketi, askerlerin yardımlaşma kurumu olan
ve artık büyük bir sanayi kompleksi ve sermaye odağı haline
gelen OYAK'ın bir yan kuruluşu. O halde mantık basit; eğer kamera
kayıtları bu şirket tarafından silindiyse, bu kayıtları silen
güç cinayetin de arkasındaki güçtür! OYAK askerlerle ilişkili
olduğuna göre cinayetin arkasında Ergenekon vardır vb.
Ne katillerin kimliği, ne onların islamcı-faşist fikri
yapılanması, ne mahkemede verdikleri ifadeler artık hiç önemli
değildir. Alparslan Aslan'ın, "türban yasağı" nedeniyle cinayeti
işlediğini mahkemede itiraf etmesi bile unutulabilir. Onun ne
söylediğinin hiç bir değeri bulunmamaktadır!
Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların üzerinde de durmaya
değmez. Aslan'ın mahkemedeki savunmasının da savurduğu
tehditlerin ve şeriat rejimi istemesinin de bir önemi yoktur.
Oysa bir hafta gibi kısa süre içinde, TÜBİTAK tarafından
incelenen kayıtların Danıştay'daki kameralara değil, İstanbul
Salı Pazarı'nda (Karaköy) bulunan kültür-sanat merkezi ve sergi
salonu İstanbul Modern Binası'na ait güvenlik kameralarına ait
olduğu, güçlü kanıtlara dayalı şekilde ortaya atıldı.
İstanbul Modern Binası'nın güvenlik hizmetleri de tıpkı
Danıştay gibi Oyak Güvenlik Şirketi tarafından veriliyor. Yani
Oyak Güvenlik Şirketi'ndeki bütün kamera kayıtlarına el koyan
polisin, TÜBİTAK'a Danıştay kayıtlarını değil, yine aynı
şirket tarafından hizmet verilen ve üzerinde silme işlemi
yapılan İstanbul Modern Binası'na ait kayıtları gönderdiği
belirtiliyor.
Ergenekon davasında bir kısım sanığın avukatlığını yapan
Vural Ergül'ün yaptığı açıklamaya göre, TÜBİTAK
tarafından incelenen "hard-disk"lerde kurtarılabilen eski
görüntülerin "Büyük Sergi Salonu", "Orta Fuaye", "Biletix" ve
"Cehennem Merdivenleri" gibi dosyalarda saklandığı görülüyor.
Avukat Ergül bu görüntülerin Danıştay Binası'na değil
İstanbul Modern Binası'na ait olduğunu belirtiyor.
Zaten TÜBİTAK'ın geçen hafta açıklanan raporunda, incelenen
harddisklerdeki 'kurtarılan' görüntüler arasında Danıştay
binası dışında başka görüntülerin de bulunduğu belirtilmiş,
harddisklerin orijinalliği konusunda netlik sağlanamadığı da
vurgulanmıştı.
Ancak her nedense bu vurgunun üzerinde hiç durulmadı.
Avukat Ergül bu nedenle, "Oyak Güvenlik tarafından mahkemeye
gönderilen 'hard-disk'ler orijinal değil. Danıştay
görüntülerinin yer aldığı orijinal 'hard-disk'lerin nerede
olduğu bilinmiyor" diyor. Biz söyleyelim; bu kayıtlar büyük
bir olasılıkla polisin elinde.
Başbakanın kutsalları...
Bilindiği gibi Danıştay cinayeti davasının -ki dava
sonuçlanmış ve zanlılar mahkum olmuştu- Ergenekon Davası ile
birleştirilmesine karar verilmişti. Bunun üzerine Ergenekon
davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi saldırıdan üç yıl
sonra güvenlik kamerası kayıtlarını yeniden gündeme getirerek,
TÜBİTAK'tan görüntülerinin kaydedildiği hard-disk'lerin
incelenmesini istemişti. Bunun üzerine polisin elindeki kayıtlar
TÜBİTAK'a gönderilmişti.
Kamera kayıtlarından silindiği belirtilen görüntülerin
saldırgan Alparslan Aslan'ın eylemden önce Danıştay'a giderek
keşif yaptığı günlere ait olduğu için büyük gürültü
kopmuştu.
Bu gürültüyü koparanlardan biri de Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'dı. Başbakan katıldığı bir televizyon programında;
"Danıştay saldırısının arkasında kimlerin olduğu açık net
şekilde ortaya çıktı. Oysa o günlerde bizim kutsallarımıza
saldırıldı. O günlerde malum manşetleri atan medya şimdi
nerede, neden susuyor?" diye (mealen) soruyordu.
O "malum medya" nerede bilmiyoruz ama biz buradayız.
Saldırganlar polis gözetiminde miydi?
Gelelim hikayenin diğer bölümüne...
Bilindiği gibi, Danıştay saldırısını gerçekleştiren ekiple
Cumhuriyet gazetesine üç kez bomba atan ekip aynı kişilerden
oluşuyor. Zanlılar mahkemede verdikleri ifadelerde, Cumhuriyet gazet
esine ilk bombayı attıkları günden itibaren kendilerinin polis
tarafından takip edildiğini ve telefonlarının dinlendiğini
belirtiyorlar. Yani polis tarafından gözaltına alınabilecekken
yakalanmadıklarını açıklıyorlar.
Dolayısıyla bu ifadelere göre, Danıştay saldırısı
önlenebilecekken önlenmemiş oluyor. Bu açık ifadelere karşın
yandaş medya, hükümet çevreleri, polis, savcılık ve liberal
yazıcılar bu gelişme üzerinde nedense hiç durmuyor.
Şimdi hikayeye biraz daha yakından bakalım;
Cumhuriyet gazetesine 11 Mayıs 2006'da üçüncü bombayı atan
Alparslan Aslan, ilk telefon görüşmesini Salih Kurter
(Fethullahçı bir şeyh/din adamı) ve Süleyman Esen'le yapıyor.
Salih Kurter Fethullahçı olarak bilinen yaşlı bir şeyh.
Kağıthane'de illegal ayinler düzenliyor ve çevresinde bir "din
alimi" olarak tanınıyor. Salih Kurter önce tutuklanıyor, sonra
kısa süre içinde serbest bırakılıyor.
Danıştay cinayetinde 'Gülen' soyadı!
Alparslan Aslan, Danıştay saldırısını gerçekleştirdiği 17
Mayıs 2006 sabahı Süleyman Esen ve Hasan Öztürk isimli
kişilerle yoğun şekilde telefonla görüşüyor.
Cinayetten hemen sonra konuştuğu kişinin ismi ise Kemalettin
Gülen. Bu isme dikkat! Kemalettin Gülen tıpkı Alparslan Aslan
gibi bir avukat ve (sıkı durun) Fethullah Gülen'in yeğeni.
Alparslan Aslan yukarıda adı geçen kişilerle yaklaşık 2 bin
telefon görüşmesi yapmış.
Aslan, 29 Ekim 2009'da yapılan çapraz sorgusunda Vakit
gazetesinin Danıştay üyelerini hedef gösteren 'İşte O
Üyeler' başlıklı nüshasını kendisine Kemalettin Gülen'in
verdiğini söylüyor.
Ancak, bu ifadeye karşın Kemalettin Gülen hakkında herhangi bir
adli işlem yapılmıyor. Oysa bir telefon konuşması yaptı diye ya
da daha sonra bir davada adı geçen biriyle biriyle (örneğin
Devrimci Karargah davasında) kahve içtiği için gözaltına
alınan, tutuklanan ve aylarca cezaevinde kalan kişilerin aksine, Kem
alettin Gülen'in ne Danıştay ne de Ergenekon davasında
ifadesine bile başvurulmuyor.
Oysa Kemalettin Gülen'in, soruşturmada adı geçen diğer
kişilerle de, örneğin Hamza Öztürk'le de yoğun bir telefon
irtibatı içinde olduğu ortaya çıkıyor.
Saldırılarda kimlerin isimleri saklandı?
Olayın ilginç ve heyecanlı başka ayrıntıları da var...
Ergenekon davasının görüldüğü Silivri'de kurulu özel yetkili
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne Telekomünikasyon İletişim
Başkanlığı'ndan (TİB) gelen telefon görüşmelerinin
dökümlerine göre, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaları
verdiği iddia edilen Süleyman Esen'le Alparslan Arslan
arasındaki telefon trafiği bombalanma eyleminden iki gün önce,
yani 3 Mayıs 2006'da yoğunlaşıyor.
Esen'in, Alparslan Arslan'la yaptığı görüşmelerin
öncesinde ve sonrasında konuştuğu kişinin adı ise Salih Yaşar.
Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet'in bombalanması
soruşturmasında bu kişinin adı da nedense hiç geçmiyor.
Salih Yaşar, Ayhan Akbal adına kayıtlı bir telefonu kullanıyor
bu görüşmelerde. Ayhan Akbal'ın kim olduğu da
araştırılmıyor. Salih Yaşar da tıpkı Alparslan Aslan gibi
Fethullahçı bir emekli imam olan Salih Kurter'in evinin en sık
ziyaretçilerinden biri.
Başbakan Erdoğan'a sorular
Evet Sayın Başbakan, cinayetin kimler tarafından işlendiği belli
de, kimler tarafından işlettirildiği sandığınız kadar "açık
net" bir şekilde ortada değil.
Şimdi size soruyoruz:
Kemalettin Gülen neden soruşturma kapsamına alınmadı?
Salih Yaşar isimli kişi kimdir ve bu cinayetteki rolü nedir?
Süleyman Esen ve Hasan Öztürk kimdir ve neden gözaltına alınmad
ı?
Alparslan Aslan, mahkemedeki savunması sırasında sizden ve AKP
hükümetinden bir an önce şeriatı ilan etmenizi istedi. Dahası
"başörtüsüne uzanan elleri ve dilleri keseceklerini" söyledi ve
kendisini "Allahın askeri" ilan etti. Bu çağrı konusunda ne
düşünüyorsunuz?
Sizin bakanlarınız, örneğin dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin, daha cinayetin kimler tarafından işlendiği ortaya
çıkmamış ve Alparslan Aslan'ın sorgusu bile yapılmamışken,
gazetecilere "Sürprizlere hazır olun" derken neyi kasdediyordu?
Cumhuriyet gazetesininin bombalanmasından sonra polis zanlıları
izlemiş ve telefonlarını dinlemiş midir?
Eğer polis Alparslan Aslan ve arkadaşlarını izlemiş ve
telefonlarını dinlemişse bu saldırıyı neden önlemedi? Bu
konuda idari bir soruşturma açtırdınız mı?
Danıştay cinayeti davası ile Ergenekon davasının
birleştirilmesine yol açan "itiraflarda" bulunan Alparslan
Aslan'ın arkadaşı Osman Yıldırım isimli kişinin eski bir
cinayet hükümlüsü ve kadın satıcılığı -ki küçük yaştaki
yeğenini erkeklere pazarlamış- yapmaktan mahkum olduğunu biliyor
musunuz? Eğer bu bilgiye sahipseniz Osman Yıldırım'ı güvenilir
bir tanık olarak görüyor musunuz?
Bütün bu olgular ortadayken, nasıl oluyor da Danıştay
cinayetinin arkasında bulunan gücü bu kadar "açık net" bir
şekilde açıklıyorsunuz? Biz bilmiyoruz, siz nasıl bu kadar
eminsiniz?
Başbakan sıfatıyla yaptığınız bu açıklama, yargıya yönelik
bir müdahale ve yönlendirme değil midir?
Sözlerinizi geri almayı ve kamuoyundan özür dilemeyi
düşünüyor musunuz?
--
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm
diyene!'' anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye
Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.
http://ozkanbostanci.blogcu.com/
--
You received this message because you are subscribed to the Google
Groups "Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to [email protected]
.
For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
.
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to
[email protected].
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.