Dalakça bi iş.
Daha ağır konuşmak isterdim, ama terbiyem elvermiyor.
Neymiş efendim, Atatürk bir savaşta mağlup olmuş.
Tebrikler, büyük bir keşif yaptınız, büyük başarı
gösterdiniz, ne kadar sevinseniz azdır.
Ömrü savaş meydanlarında geçmiş bir askeri,
bir cephede yenilmiş bir orduda görev almış olmakla
suçluyorlar.
Mesel oysa Atatürkün parçalanmakta olan koca bir
impartorluğu yenildiği her cephede görev aldığını da
bilmek gerekiyor.
Osmanlının yıkımı sırasında kazanlımış bir iki zafer var,
Çanakkale bunlardan biri işte.
Yıllardır kaybedilmiş yüzlerce savaş arasında kazanılmış
olan birkaç savaşın şerefini yaşıyoruz.
Osmanlı orduları yenilmişler, hem de hemen her cephede.
Suriye'de, Sina Çöllerinde, Yemen'de, Libya'da, Kafkaslar
ve Balkanlarda.
Özellikle Balkanlarda ki yenilgiyi tarihçiler tarihte
böyle bir yenilgi görülmemiştir diye anlatır.
Osmanlı, yenilmiş ki, parçalanmış, varlığını sürdürememiş.
Peki ya ne yapmak lazım?
Sevincimizden zil takıp oynamak mı lazım?
Yenilmiş Osmanlı ordularının şerefiyle savaşmış, can
vermiş şehitlerine bakıp dalgamızı mı geçmeliyiz.
O yenilgilerin gazilerine it, kopuk muamelesi mi
yapmalıyız?
Şimdi çoktaaan ölmüş, ve cesedi dahi kokmaya başlamış olan
bu devletin cenazesini kaldırdı, yerine taze bir devlet
kurdu diye bir lideri kaybedilmiş savaşların mesulü
yapmak, onun hatırasını zedelemeye çalışmak.
Bir Osmanlı subayı, paşası olarak girdiği savaşlarda
görülen yenilgiler üzerinde gagalamaya çalışmak.
Ayıptır, nankörlüktür, rezilliktir.
Bu ülkede hemen her şehirde bir Gazi Osman Paşa semti
vardır, okulu, caddesi vardır.
Neden?
Gazi Osman Paşa bir büyük zafere mi imza atmıştır?
Hayır, ağır bir yenilgiyle de sonuçlansa, şerefiyle,
şanıyla savaştığı için millete onur vermiştir.
Haydi bakalım o şaşı beyninizle Gazi Osman Paşa'yı da
gagalayın.
Sonuçta o da bir büyük savaşı kaybetmedi mi?
|
Savaş aynen
futbola benzer, uzun soluklu bir lig gibidir.
Hep kazanmaya oynarsınız.
Hep rakiplerinizden daha iyi olmanız gerekir.
Bazen yenilirsiniz, bir sonraki maça hazırlanırsınız.
Önemli olan ligi şampiyon olarak bitirmektir.
Bazen de şampiyon olamazsınız.
O zaman da ezilmeden, iyi futbol oynayarak geldiğiniz bu
noktanın keyfini çıkarırsınız.
Böyledir işte.
Peki ya sizler, vatan için ne yaptınız.
Taa Amerikalardan bozgunculuk yapmaktan başka.
Halen ülkeyi savunmak için can alıp can vermekten başka
kabahati olmayanları gagalayıp durmaktan başka ne
yaptınız?
ABD menfaatlerinin avukatlığından başka elinizde ne var?
Hafız Esat despotmuş, Saddam Hüseyin diktatörmüş, Kaddafi
bir haydut devletin lideriymiş.
Bütün bunlar sizin de ekmeğini yediğiniz küresel haydutun
sözleri, onun lafları değil mi?
Şimdi ne oldu?
Irak, Libya, Mısır, Suriye sizin de onay verdiğiniz
entrikaların sonucunda kan bataklığına dönmedi mi?
Ne oldu demokrasi ihracı fantazilerine?
Peki, Yemen, Ürdün, Suudi Arabistan daha mı demokrat?
Bırakın artık palavraları.
Siz ABD denilen küresel haydutun suç ortaklarısınız.
Siz küresel bir zülmün fanatik seyircileri,
holiganlarısınız.
Atatürk bir savaşta mağlup olmuş.
Ya siz ne yaptınız?
Devam edin, tuttuğuz yolda devam edin, ülke parçalansın,
içsavaş yaşasın, komşu ülkelerle savaşa tutuşsun,
güneyinde savaşırken kuzeyinden baskın yesin, BM ve süper
güçler bütün bu savaşlara müdahil olsun, yüzbinlerce
değil, milyonlarca Türk, Kürt, Arap ölsün.
Savaşacak orduları komutansız kalsın, savaşma azmi
kırılsın, orduyla polis birbiriyle çatışsın, halk çaresiz
ortada kalsın.
Siz de poponuza kına yakın.
Saygılar. Oraj POYRAZ |
On 08.10.2012 09:00, ZEKI SAHIN wrote:
Olur mu? Bir "Esatir" için bunlar yazılır mı?
Resmen
vatana ihanet (!) ve istiklal mahkemesinde yargılama
yapılsa; "öncelikle idamlarına, bilahare
muhakemesine" cinsinden bir muamele lazım gelir.
Hele bir
de tüm Suriye ve Irak'ı boşalttırarark, "Toros
Dağlarına kadar geri çekilme" dahiyane (!)
stratejisini de kurcalamaya kalkmayın sakın.......
Karıştırmayın
işin o taraflarını!!!!!!!.....
Sonra
sıra Albay İsmet'in fuzulen Paşa yapılmasına ve
Milli Kuvvetlerin dağıtılmasına kadar gider bu
iş.....
Keyfinize
bakın..... Birşeyleri kurcalamayın sakın......
Zaten 18
yaşında yasama üyeleri de geliyor......
Torunlar..... tosunlar......
Ne gerek
var tahsile.........bilgiye...... ve
hele tecrübeye........... Hepsi gereksiz (!)
meşakkat bunların......
"Falan
zatın sülbündendir" olması yetmiyor mu?.........Hele
bir de uydurma "seyyid" veya "şerif" de olursa....
Sizi
fesatlar (!) sizi...........
Ha
sahi!..........Bu 18 yaş meselesine kimseden bir
"tık" yok!....... Neden?.....
Çünkü
Milleti ilgilendiriyor.
Halbuki
bu "etki ajanlarının" görevi halkı lüzumsuz şeylerle
meşgul etmek, kafasını karıştırmak, sağlıklı
düşünmesini engellemek, dinine, milli değerlerine
sövmek ve sövdürmek, "maaşlı - paralı asker"
oldukları için, çanağını yaladıkları sistemi,
eleştiriyor gibi yaparaktan..... çaktırmadan
sürdürmek....................
Hak-hukuk-adalet mi?
Sahi!.... Neydi onlar?....
Mustafa
Kemal’in hayatından yazılmayan bir sayfa
Bugün İnkılap
Tarihi kitaplarında ya düpedüz atlanan
ya da üstü örtülen bir olayı gündeme
getireceğim. Balkan Savaşı’nda Binbaşı
Mustafa Kemal’in kurmay başkanı olduğu
Bolayır’daki Mürettep Kuvvetlerin
Bulgarlar karşısında aldığı o hezimetten
söz ediyorum. Duymadınızsa şaşmayın.
Zira maalesef resmi tarih kitaplarında
okuyamazsınız. Sansür lodosu hâlâ
etkisini yitirmedi ki!
Atatürk zamanında çıkan “Tarih
III” adlı ders kitabında savaştan
dahi söz edilmez (s. 145).
Son yıllarda yazılan en geniş
kapsamlı Atatürk biyografilerinden
(tam 1.210 sayfa) Erol
Mütercimler’in “Fikrimizin
Rehberi”nde (Alfa: 2009, s. 229)
Mustafa Kemal’in Bolayır Kolordusu
Kurmay Başkanlığı’na getirildiği
belirtildikten sonra birdenbire
Balkan Savaşı’nın kaybından kimin
sorumlu olduğu bahsine geçilmesi
dikkat çekicidir. Harp
Akademileri’nde tarih hocalığı
yapmış olan Celal Erikan’ın “Komutan
Atatürk” kitabında Mustafa Kemal’in
kurmay başkanı olduğu 10.
Kolordu’nun bozguna uğradığı kabul
edilirse de, kabahat Hurşid Paşa ve
Enver Bey’e yüklenir. Onlar
“düzenlemede yapılan bir yanılgı
sonucu taşıtları geç getirttiğinden”
ve harekâtın “birleşik bir komutaya
bağlanmaması yüzünden” emekler boşa
çıkmıştır (İş Bankası: 2006, s. 94).
Ancak Erikan ilginç bir not
ekliyor ve Atatürk’ün Selanik’teyken
Batı Trakya’dan bir kolordu
kaydırarak Ergene ırmağında
toplanacak orduyla Bulgarlara
saldırmayı düşündüğünü, bunun
dışındaki bölgelerde ‘kesin sonuçlu
savaşlara girişmeyi düşünmediğini’
yazıyor. Oysa elimizde 17/18 Şubat
1913 tarihli Fethi (Okyar) Bey ile
birlikte Mahmut Şevket Paşa’ya
yazdıkları bir uyarı mektubu var.
Mektupta Binbaşı M. Kemal
Çatalca’dan Bulgarlara şiddetle
taarruz emri verilmesi gerektiğini
söylüyor, dahası, taarruzun bir an
dahi ertelenmesinin doğru
olmadığında ısrar ediyor (Atatürk’ün
Bütün Eserleri 1, s. 147-9).
Görüldüğü gibi resmi metinler
tarihi örtme harekâtının parçası
olmakta yarışıyor. Bütün
başarısızlıklar başkalarına,
başarılar tek bir kişiye.
Madde 1) Patron haklıdır,
Madde 2) Haksız göründüğü
durumlarda 1. madde uygulanır!
Nitekim geçenlerde vefat eden
Altan Deliorman, “Mustafa Kemal
Balkanlarda” (1957) adlı kitabında
M. Kemal’in Bolayır’daki
başarısızlığın sebebini, Enver
Paşa’nın harekât emrini bir gün önce
vermesinde bulduğunu yazabiliyordu!
Peki işin aslı nedir?
Neyse ki burada Fahrettin
Altay’ın anıları imdadımıza
yetişiyor. Şöyle yazıyor Altay:
“Plana göre her iki kolordu aynı
günde hareket edecekler idiyse de
Bolayır Kolordusu bir gün önce
saldırıya başlamıştı. Bu yüzden
meydana gelen aksaklık bu kolordunun
muvaffakiyetsizliğine sebep olmuştu”
(10 Yıl Savaş ve Ötesi, 2008, s.
64).
Neymiş? Olayın tanıklarından
Fahrettin Altay’a göre yanlış
hareketin sebebi, Mustafa Kemal’in
kurmay başkanı olduğu 10.
Kolordu’nun planlanandan bir gün
önce hücuma geçmesiymiş. Buna göre,
erken hücum emrini veren Enver Bey
değil, Mustafa Kemal’dir.
Örtme harekâtının sisleri ağır
ağır dağılırken, yabancı kaynaklara
da bakmak geliyor aklımıza. Onlar ne
diyor acaba?
Lord Kinross Bolayır’da “feci bir
yenilgi” yaşandığını, Edirne’nin bu
yüzden düştüğünü yazar (Atatürk,
1970, s. 99).
Bir başka “Atatürk” kitabı yazarı
Andrew Mango çok daha ayrıntılı
olarak ele alır Bolayır taarruzunu.
Ona göre 10. Kolordu, Enver Paşa’nın
çıkarma gemilerinin denize açıldığı
bilgisini doğrulamadan harekete
geçtiği için başarısız olmuştu. Yani
bir koordinasyonsuzluk vardı ama
bunun sorumlusu Enver Paşa değildi
(Londra, 2002, s. 118).
Yolculuğumuza araştırmaya dayalı
iki eserle devam edelim. General
Fahri Belen “XX. Yüzyılda Osmanlı
Devleti” adlı kitabında gecikti
denilen çıkarma gemilerinin sabah
saat 10.45’te Şarköy sahiline
geldiklerini ama bu sırada
Bolayır’daki kuvvetlerin perişan
olup kaçıştıklarını yazar (1973, s.
164-5).
En geniş bilgiyi ise Balkan
Savaşı uzmanı olan Richard C. Hall
verir. Onun yazdıklarına göre
Gelibolu’daki savaşta ilk anda
Osmanlı birlikleri ilerlemiş ve
Bulgarları geriye atmışlardı ama
yoğun Bulgar ateşi karşısında
dağılıp geri çekilmişlerdi. “Osmanlı
kayıpları felaket düzeydeydi” diye
yazıyor Hall. “Yaklaşık 6 bin ölünün
yanı sıra 18 bin yaralı vardı.
Bulgar kayıpları ise 114 ölü ve 416
yaralıydı” (Balkan Savaşları, Homer:
2003, s. 108).
Bu tam anlamıyla bir hezimet
bilançosudur. 8 Şubat 1913 günü
Bulgar ölü ve yaralılarına kıyasla
50 kattan fazla şehit ve gazimiz
vardır.
Peki birisinin şu soruyu
açıklaması gerekmez mi? Acaba Türk
ordusu hangi tarihte düşmandan 50
kat fazla ölü ve yaralı vererek
savaş meydanından ayrılmıştı? Tabii
Mahmud Şevket Paşa’ya ‘Bir an önce
taarruz edilmeli’ diye “uyarı
mektubu” yazan Fethi ve Mustafa
Kemal beylerin Cumhuriyet devrinde
“kurucu babalar” olmaları,
kaçınılmaz olarak onların
yenilgisinin üzerini örtmeyi
getirecekti.
İnkılap tarihçiliğinde “örtme
harekâtı” dediğim stratejinin emir
hali şu: Açamıyorsan örteceksin!
__._,_.___
Guruptan
ayrılmak i�in, aşağıdaki
adrese boş bir eposta g�nderin:
[email protected]
.
__,_._,___
--
Birileri ile karsilasma ihtimalin, gorunmek
istemedigin zaman en ust duzeydedir.
Murphy Kanunlari
|
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to [email protected].
For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
|