Evet, Tarih bir kez daha tekerrür ediyor.
Ülkemiz göz göre göre bölgesel savaşlara sürükleniyor.
Daha elim ve vahim olmak üzere kendi ordusunu tasfiye ederek bu
yüzleşmeye hazırlanıyor.
Ve bir kez daha kendi öz kaynaklarına değil, yabancı güçlere dayanarak
savunmasını planlıyor.
Ve bütün bu önemli operasyonları kendi içsel dinamikleriyle değil,
yabancı güçlerin etkisiyle yapıyor.
Muhtemelen, Osmanlı'nın yaşadığı tecrübeleri bir kez daha yaşayacağız.
Ve nasıl ki Allah Osmanlı'nın yardımına koşmadıysa, bizim de yardımımıza
koşmayacak.
Yine basiretsiz tercihler yapmış olan bir halk, tercihlerinin bedelini
kendisi ödeyecek.
Suçu sözünü asla dinlemediği aydınlara atarak, kendinin rahatlatacak.
Kendini ateşe atanlara ise anlamsız bir sadakat hissiyle yaşayacak.
Tahminim bir süre sonra yabancı uyruklu ordu komutanlarımız, genel
kurmay başkanlarımız da olacak.
Yine Türk askeri bozuk para gibi yüzbiner, yüzbiner harcanacak.
Ben ne diyeyim.
Hayırlısı olsun, inşallah, hamdolsun.

Saygılar.
Oraj POYRAZ.


  Sarayını “Haçlı”ya emanet eden sultanın hikayesi

Ordusunu “tasfiye” edip, komuta kademesindeki “yetişmiş” subaylarının
büyük bölümünü zindanlarda çürümeye terk ettikten sonra, vatan
toprağının savunmasını NATO askerlerine emanet eden bir ülkenin
vatandaşları olarak, hiçbirinize

yabancı gelmeyeceğini düşündüğüm bir hikaye anlatacağım bugün size...

***

Zaman: 1800’lerin ilk yarısı.

Mekan: Osmanlı coğrafyası.

Kahramanımız: 2.Mahmut.↑↑↑ <#BAS> - ↓↓↓ <#SON>

***

Gençti...

Dinamikti...

“Kanlı” olmuştu ama nihayet “taht”ın tek sahibiydi.

Bu “iktidarın” uzun soluklu olabilmesi için seleflerini “devirmekle”
kalmayıp canlarını da alan“ordu”dan kurtulması gerekliydi.

Devletin “köhnemiş yapısı” nı kökten değiştirmeye girişti.

“Modernleşme” gerekçesiyle, sicili “darbelerle dolu” Yeniçeri Ocağı’nı
lağvetti.

Tam da bu sırada -hüküm sürdüğü coğrafyada hiç de sürpriz olmayan
şekilde- Mora isyanı patlak verdi!

1835-1839 yıllarında Osmanlı ordusunda Müşâvir olarak çalışan Prusyalı
kurmay subay Moltke’nin ifadesiyle “Türk Ordusunu dağıttığı için
kendisini bahtiyar sayarken”, hiç istemeye istemeye, iktidarı için
tehdit saydığı bir başka adresten, “güçlü bir orduya sahip olan” Mısır
Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi.

***

Kavalalı yardım etti etmesine ama Suriye Valiliği
karşılığında.(Kestirmeden gideyim diye böyle yazdım.
İşin aslı; Kavalalı’ya “İsyanı bastır Mora ve Girit Valilikleri senin
olsun” vaadinde bulunan padişahın kendisiydi.
Padişah sözünde durmayınca, Kavalalı “Madem öyle Suriye’yi verin bari”
dedi.)

İsteği yerine getirilmeyince bu kez de “Mora isyanını bastırmakla
görevlendirilen” Kavalalı isyan etti!
Ordusu Osmanlı’yı bozguna uğrata uğrata Kütahya’ya kadar ilerledi!↑↑↑
<#BAS> - ↓↓↓ <#SON>

***

Koskoca Osmanlı Sultanı, İngiltere ve Fransa’dan, onu, kendi devletinin
valisinden korumalarını talep etti!
Velakin, Mısır’da başlayıp Anadolu’ya ulaşan isyanın en büyük destekçisi
zaten Fransa’ydı;
iki ülke de “Osmanlı’nın can simidi” olmaya yanaşmadı.

***

“Osmanlıcılık” tutkalıyla birleştirilmiş(!), halifesi olduğu Müslüman
coğrafyasının kendi kendini yöneten halklarından/eyaletlerinden birine
karşı Haçlı’ya sığınmak zorunda kalmıştı!

***

Kavalalı’nın isyanı sırasında Nizip’te Osmanlı Başkumandanı Hâfız Mehmed
Paşa’nın maiyetinde savaşan(!) Moltke, 7 Nisan 1836 günü Beyoğlu’nda
yazdığı mektupta imparatorluğun içler acısı halini şöyle anlattı:

“Sultan Mahmud, Rusya’yı yardıma çağırdı.
Tabii düşmanı ona gemileri, parası ve askeri ile yardıma geldi.
O vakit dünya, 151 bin Rus askerinin padişah ve sarayını savunmak için
Boğaziçi’nin Asya yakasındaki tepelerde ordugah kurması gibi garip bir
olay karşısında kaldı.”

Moltke’ye göre Osmanlı artık güvenliğini ordusuyla değil ancak
yapabileceği anlaşmalarla sağlayabilirdi.↑↑↑ <#BAS> - ↓↓↓ <#SON>

Ki, “emri altındaki Mısır Valisi’nden kurtulmasını sağlayacak Rus
yardımı” uğruna imzaladığı Hünkar İskelesi Anlaşması ile “Boğazlar
Sorunu” nun kıskacına sürüklendi.

Sonuç: Suriye’yi Kavalalı’ya kaptırmamak için Rusya’nın askeri
himayesine giren Osmanlı, İngiltere ve Fransa’nın da müdahalesiyle sırf
Suriye’yi değil, üzerine bir de Girit, Cidde ve Adana’yı kaybetti!

***

Bu olayın üzerinden iki asra yakın zaman geçti.

Osmanlı sultanının sarayını Rus ordusuna emanet etmesi neyse, bugünkü
iktidarın vatan toprağını NATO’ya emanet etmesi o değil mi!

Ha Kadıköy’de konuşlandırılan Rus gemileri, ha Adana’da, Gaziantep’te,
Kahramanmaraş’ta konuşlandırılan Almanya,

Hollanda, ABD Patriotları farklı mı?

Bugün de sınırlarında yarattığı Müslüman düşmanlarına(!) karşı
kullandığı kalkanın markası Haçlı.(Tek kalkan olsa neyse, “savunma”
ayağına girdikleri coğrafyada “hücum kıtası” na dönüşecekleri, gün gibi
ortada.)↑↑↑ <#BAS> - ↓↓↓ <#SON>

***

İzlediği dış politika yüzünden, “Osmanlı bekası” dediği ülkelerde
“stratejik çukur”a düşen iktidarın, Osmanlı’yı tarihten silen hatalar
zincirini tekrarlıyor olması ne büyük trajedi!

Madem dilinden düşürmüyorsun “ecdad”ı;
akıbetinden ibret al bari.



a45UyF587661-201301261005-12


-- 
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Bilen, ama bildigini bilmeyen uyuyor demektir; uyandirin onu.
Bilmeyen ve bilmedigini bilmeyen egitilebilir; egitin onu.
Bilmeyen ama bildigini zanneden aptalin tekidir; uzak durun ondan.
Bilen ve bildigini bilen peygamberdir; izleyin onu
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Mubarek vatan ve milleti parcalanmak tehlikesinden kurtarmak ve Yunan ve
Ermeni emellerine kurban etmemek icin acilan milli mucadele ugrunda
milletle beraber serbest surette calismaya resmi ve askeri sifatim artik
mani olmaya basladi. Bu mukaddes gaye icin milletle beraber nihayete
kadar calismaya mukaddesatim adina soz vermis oldugum icin pek asigi
bulundugum yuce askerlik meslegine bugun veda ve istifa ettim.

(8 Temmuz 1919)
K. ATATURK
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Yunan ordusu halifenin ordusu sayilir.
Hic de zararli bir topluluk degildir.
Asil kafasi koparilacak mahlukat Ankara'dadir.

Teal-i Islam (Islami Yuceltme) Dernegi'nin bildirisi - 1920
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
"Tanri kotulukten ve acidan korumak istiyor mu?
Fakat bunu yapmaya gucu mu yok?
Eger yoksa, O gucsuz, ya da kesinlikle her seye gucu yeten degildir.
Her seye gucu yeten fakat istemeyen mi?
Eger oyle ise , O kotudur, ya da kesinlikle tum iyilik degildir.
O, ne gucu yetiyor, ne de istemiyor mu?
O zaman. O'nu Tanri diye cagirmak sacma olur.
O, hem gucu yetiyor hem de istiyor mu?
O zaman kotuluk nereden geliyor?"


(Istencin Ozgur Secimi Uzerine. Giris.)
EPICURE
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Ben,Manevi Miras olarak,
Hicbir Ayet, hicbir Dogma,
Hicbir Donmus ve kaliplasmis Kural birakmiyorum.
Benim Manevi Mirasim Bilim ve Akildir...

K.Ataturk
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
[email protected]

Ayrilmak isterseniz de:
[email protected]

Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
For more options, visit https://groups.google.com/groups/opt_out.


Cevap