/*Çeviren:*/murat ahmet genç

Sibel EDMONDs explains the CIA's /*"reverse engineering"*/of erdogan
adlı röportajdan çevrilmiştir.

/*https:*///www.youtube.com/watch?v=WAiAFqXPwZ8/**/

/*Ç.N:*/*uzun metin için kusura bakmayın, ancak bir solukta çevirdim,
başından kalkamadım. son derece açıklayıcı, bence okunması gereken bir
röportaj. Aslında, bunlar hepimizin bildiği şeyler, ancak detayları
şaşırtıcı olabilir pek çoğunuz için.*


  *Sibel EDMOND, CIA'nin Erdoğan'i nasil çözdüğünü anlatiyor.*

Uzun süre Türkiye'de yaşadım ve Türkiye iç politikasını çok yakından
takip ediyorum. Ve doğrusu, benim fbi muhbirlik davamın konusu aslında
ABD-Türkiye arasındaki gizli görüşmeleri deşifre etmemden kaynaklanıyor.

...

Bu yüzden hem ABD'de, ABD çıkarlarına zarar verdiğim, hem de Türkiye'de
Türkiye çıkarlarına zarar verdiğim gerekçesiyle iki ülkede de tamamen
dışlandım.

...

İnsanlar Twitter üzerinden, sıradan vatandaşlar, soruyorlar, /*"Erdoğan
hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz"*/, yazdığım
makalede bunu yapmaya çalıştım, ve insanların konuyu doğru anlayabilmesi
için, ciddi bir tarihi arkaplan bilgisi vermek zorunda kaldım.

...

İnsanlar şaşırıyor, Erdoğan önceleri bir melekken, nasıl oldu da ABD
için şimdi bir şeytan, bir düşman haline gelebildi, bu sistem nasıl
çalışıyor? CIA'nın kukla hükümetler kurduğu, onları kullandığı, ve
ardından bir gecede onları nasıl yokkettikleri bilenen bir gerçek. Aynı
şey Erdoğan'ın da başına geliyor.

Ah evet, bu durum pek çok amerikalı'ya donald rumsfeld'in saddam'la
tokalaştığı o unutulmaz görüntüleri, ve daha sonra gözden düştüğünde
işgal ve yokedilişini hatırlatıyor.

Aynı süreç, Erdoğan'la ilişkilerde de açıkça görülüyor.

...

Ve Erdoğan'ın tasfiye süreci gezi parkı olayları ile başlamış gibi
görünüyor, ancak makalenizde de belirttiğiniz gibi bunun çok daha geniş
çaplı, farklı nedenleri var. Örneğin daha önce bir gladyo projesi:
fetullah Gülen röportajımızda anlattığınız gibi

Gülen'le de bağlantılı.

Peki, bu değişimin nedeni nedir? Erdoğan neden gözden düştü?

Evet, bütün bunlar bana göre Gülen ve Erdoğan arasındaki kavgayla
başladı. Gülen cemaati akp'nin hükümet olması için çok ciddi destek
verdi, Erdoğan ve gül'ün bütün bürokratları Gülen cemaatinin desteğiyle
geldi o noktalara.

Ancak burda şuna dikkat etmek gerekiyor, Gülen sadece bir sembol. Asıl
önemli olan ve işi yapan Gülen markası. 1997'den sonra CIA gülen'i oyuna
dahil etti. Gülen Türkiye'de şeriat düzeni kurmak istiyor ve suçlarından
dolayı aranıyordu. CIA onu ABD'ye getirdi ve ne tEsadüf ki CIA
merkezinin hemen yanı başında bir eve yerleştirdi. Gülen şu anda 15
yıldır ABD'de yaşıyor ve 20-25 milyar dolarlık bir ağı kontrol ediyor,
ve kimse gerçekten bu paranın nerden geldiğini bilmiyor. Bu gladyo a
planı idi.

....

Gülen'in ABD dışında CIA ile birlikte açtığı okullar, camiler,
medreseler birer birer kapatılıyor çünkü bu ülkeler, Gülen cemaatinin
varlığının kendi ülkelerinin ulusal güvenliğine bir tehdit olduğunu, CIA
ile ortak operasyonlarda kullanıldığını kavradılar.

Gülen cemaati ve CIA bununla kalmadı tabii ki, Türkiye'de büyük bir
medya ağı kuruldu, satın almalar yoluyla, polis teşkilatına, hukuk, ve
askeri alanlara sızdılar. Ve işte bu güç ağı, yani Gülen ve CIA ortak
hareketi, Erdoğan'ı parlatarak hükümete taşıdı.

Aslında 97'de Erdoğan'ın üyesi olduğu parti askerlerin müdahalesiyle
kapatılmış, Erdoğan hapse atılmış iken, 2002'de bu kez askerler geri
adım attı, sessiz kaldı ve Erdoğan'ın başbakan olmasına izin verdi. Peki
1997-2002 arasında değişen neydi? Evet, artık gladyo b planına
geçilmişti, Gülen ABD'deydi artık.

Erdoğan o sırada değişmiş, aşırı güven kazanmış, beslenmiş, ve artık
/*"bu imama artık boyun eğmek zorunda değilim, halk beni seviyor ve ben
ne dersem inanıyorlar"*/ demeye başladı. /*"İmam kabul etse de etmese de
ben kendi istediklerimi artık özgürce yapabilirim"*/ diyordu.

Erdoğan'daki bu aşırı güven sadece bir neden. Diğer bir neden de
Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert tutumu, sözünü geçirebiliyor
görüntüsüydü. Türkiye'deki bütün partilere, medyaya rağmen bunu
eleştiren de nevar ki fetullah gülen'di. Ve bu arada, bir yan not olarak
şunu söyleyeyim ki, gülen'in ABD'deki en büyük destekçisi de ordaki
Yahudi lobisiydi. İsterseniz google'a gidip, en büyük Yahudi lobisi olan
AIPAC'i, ya da ATC'yi sorgulayın /*"gulen AIPAC"*/ şeklinde.

İlginç olan bir İslam mollası, İmamı olan Gülen (!), Yahudi lobisi
tarafından destekleniyordu.

Tek başına bu durum bile, insanların Gülen hakkında şüphe duyması, soru
sormaya başlaması için yeterli bir nedendir.

Bu da Erdoğan Gülen arasındaki kavganın ikinci nedeniydi, yani Yahudi
lobisinin desteklediği gülen, Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert çıkışlarını
doğru bulmuyordu.

Ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Ve ardından Suriye konusu geldi.
Türkiye, akp hükümeti Suriye'deki muhalifleri eğitiyor, silahlandırıyor,
ve bütün bunlar ABD tarafından, İncirlik üzerinden yönetiliyordu.

Buraya kadar herşey yolunda gidiyordu, ABD emrediyor, Erdoğan uyguluyor,
Esad'ın devrilmesi için gereken herşey yapılıyordu. Ancak beklenmedik
birşey oldu, ABD'de Esad'a uygulanan şiddet, saldırı hoş karşılanmamaya
başlandı. Obama bu konudaki desteğini yitiriyordu. Ve tam bu noktada
rusya'nın devreye girmesi ABD'yi geri adım atmak zorunda bıraktı.

Ve işte tam bu sırada, Erdoğan'ın uyguladığı ABD emirleri Türk halkı
tarafından sorgulanmaya başlandı. Türk halkı olanlardan, yapılanlardan
hiç de memnun değillerdi. Çünkü Türkiye Suriye ile, Esad ile son derece
iyi ilişkilere sahipti, ayrıca, Suriye müslüman bir komşu ülkeydi.

ABD geri çekilince, Erdoğan tamamen ortada kaldı. Artık halkı arasında
popüler değil, nefret edilen bir lider olmaya başlamıştı. ABD artık
verdiği sözleri tutmuyor, Erdoğan'ı tamamen yalnız bırakıyordu ki bu da
Erdoğan'ı oldukça sinirlendirmişti. Bu da üçüncü bir neden oldu.

Bu noktada başka bir olay patlak verdi; gezi parkı olayları. Gülen,
Erdoğan'la aralarındaki kavgada, bunu bir fırsat olarak değerlendirmek
istedi. Ve Gülen protestolara kendi cemaatinden insanları soktu. Erdoğan
başına neler geleceğini anlamıştı. CIA ve Gülen işe el atmış,
protestolarda aktif rol oynamaya başlamıştı. Erdoğan bunu net olarak
görüyordu.

Şüphesiz gezi parkı olayları gerçek halk tarafından başlatılmıştı, ancak
CIA'nın kontrolündeki Gülen cemaati bunu, bu fırsatı değerlendirmekte
gecikmemişti. Ve eş zamanlı olarak ABD ve avrupa basınında Erdoğan
/*"diktatör"*/ olarak anılmaya başlandı. Erdoğan'ın el kaide ile
ilişkileri ortalığa dökülmeye başlandı ki, el kaide'nin de ne tür bir
operasyon olduğunu biz açıklamaya, deşifre etmeye daha önce çalışmıştık.
Erdoğan artık el kaide'nin parasal kaynak sağlayıcıları ile
bağlantırılıyordu. Ve bütün bunlar, bu operasyonlar CIA tarafından
yönetiliyordu.

Peki, bütün bunlar gayet açık, anlaşılabilir ancak benim kafama takılan
soru şu, gülen'le, daha doğrusu CIA ile Erdoğan arasında bir sorun varsa
eğer, bu sorunun nedeni nedir, CIA Türkiye'den, Erdoğan'dan ne istiyor?

Erdoğan, akp sadece birer sembol, tıpkı diğer ülkelerdeki kukla
hükümetler gibi, obama gibi, george bush gibi. Asıl önemli olan, bu
sembolün arkasındaki güç, yani CIA, yani ABD silah sanayi. CIA'nın
yapmak istediği, sözkonusu ülkeyi tamamen kontrol altına almak, iç ve
dış politikasını yönetmekti, ki son derece düzgün bir şekilde çalıştı,
diledikleri kukla hükümeti, yani Erdoğan'ı getirmeyi ve uzun süre
hükümette tutmayı başardılar.

CIA'nın planı, Türkiye'yi bir model ülke olarak kullanmak, ve diğer
ülkeleri de aynı şekilde hizaya getirmekti, ilımlı İslam projesini orta
doğu'da uygulamaya geçirmekti. Erdoğan ve gülen, daha doğrusu CIA
arasındaki sorun, bu planları aksatıyordu. CIA, kullandığı kuklalarından
birinin (Erdoğan) kontrolünü kaybediyordu, bu arada gül'le hiçbir
sorunları yoktu. Gül iyi bir uşak (bu kelime aynen kullanılıyor
görüntülerde) olmuştu, emirleri harfiyen uyguluyordu.

Erdoğan boyun eğmeyeceğini göstermek için, bir mesaj vermek için şunu
söyledi /*"milyarlarca dolarlık silah alımlarını sizinle değil, ABD ile
değil, Çin'le yapacağım"*/. Bu ölümcül bir hataydı, bu ABD ve nato'nun
en üst düzey kurallarından birinin ihlali anlamına geliyordu,
yapılabilecek son şeydi. İşte bu, NATO ve ABD silah sanayisini çileden
çıkardı.

Ve Erdoğan daha da ileri giderek, ab'ye girmek için yıllardır
beklediklerini ve bunun gerçekleşmeyeceğini anladığını, bunun yerine
şangay birliği'ne katılmak istediğini söyledi. Ve resmen başvuruda
bulundu. Ve bu davranış yine, çiğnenebilecek en son kurallardan biriydi.
Bir kukla, kukla oynatıcısına karşı, sahibine karşı isyana kalkmıştı.

İşte bunları yaptığınızda, son kullanma tarihiniz dolmuş demektir. kim
olursanız olun artık bitmiştir. Ve ABD'nin uygulayacağı cezanın diğer
ülkeler için ibretlik olması gerekiyordu, çünkü bu durum başkaları
tarafından örnek alınabilirdi, bu risk göze alınamazdı.

Erdoğan'a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde
duyamazsınız; birincisi, geri adım atacaksın, herşeyi geri saracak,
İsrail'le ilişkilerini düzeltecek, Çin'den silah almaktan vazgeçeceksin,
Şangay'dan uzak duracaksın, Gülen'den özür dileyeceksin, bu senin
birinci seçeneğin.

Ikinci seçeneğin, sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali
hazırda senin yerine gelecekleri belirledik (ç.n: CHP!). şu ana kadar
çalıp çırptığın paraları da beraberinde götürebilirsin. senden öncekiler
de çaldı, sen de çaldın, ve bunlarla İngiltere'ye gitmene izin vereceğiz.

Üçüncü seçeneğin ise bizi beklemek olacaktır ki bu sana iki senaryo
sunar; kaddafi gibi, saddam gibi yokedilirsin, seni taksim meydanında,
gezi parkı'nda öldürürüz. ikinci senaryo da, mübarek gibi korkak bir
şekilde teslim olabilirsin, seni İngiltere'de bir hapishaneye atarız,
yaşamının kalanını orda sürdürürsün.

İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle karşı karşıya. Bu seçenekler
kaddafi, saddam ve mübarek'e sunulanlarla aynı, CIA böyle çalışıyor.
Senaryolar o kadar aynı, şaşmaz ve detaylarıyla benzer ki, insan
neredeyse aynı şeyleri tekrar tekrar görmekten sıkılıyor.

Ve birkaç ay içinde sonucu göreceğiz çünkü bu durum fazla uzun sürmeyecek.

El kadı ile Erdoğan'ın ilişkisi şu anda piyasaya sürülüyor ancak el kadı
1990 ortalarından beri fbi tarafından biliniyordu. El kadı'nın çalışma
merkezi şikago idi, ve garip olan, gladyo b'nin de çalışma merkezi
şikago. Aynı zamanda ABDullah çatlı da şikago'ya geldi, orda ona ABD'de
sürekli kalma izni (yeşil kart) verildi, daha sonra çeşitli bölgelere
gönderildi, mesela azerbeycan'a baba aliyev'i öldürmek üzere gönderildi
vs. Yani şikago bu işlerin merkezi, yönetim noktasıdır.

FBI el kadı'yı ne zaman Şikago'da sıkıştırıp da yakalamak istese, araya
CIA giriyordu. Ve nihayet, el kadı'ya toparlanıp arnavutluk'a kaçması
için yeterli zaman verildi. Ve kaçınca da /*"hay Allah, elimizden
kaçırdık"*/ dendi.

El kadı bu defa, mensubu olduğu gladyo b operasyonlarına arnavutluk'tan
yön vermeye devam etti. bu arada ABD onu 9-11'in para sağlayıcısı olarak
her yerde deşifre ediyordu. ABD bu kez, /*"onun Arnavutluk'da olduğunu
biliyoruz, adresi herşeyi elimizde, Arnavutluk hükümetinden onu resmen
isteyelim"*/ dediler. Ancak ona Türkiye'ye geçmesi için gereken iki
haftalık süreyi vermeyi de ihmal etmediler. Garip olan, el kadı
arnavutluk'da iken elinde arnavutluk pasaportu vardı, ve Türkiye'ye
geldiğinde Türk nüfus cüzdanı taşıyordu. yani herşey çok önceden
planlanmıştı.

ABD bu kez /*"hay allah, Arnavutluk'tan da kaçırdık adamı"*/ diyiverdi.
bu defa Türkiye ile yazıştı ve /*"bu adamı sizden istiyoruz"*/ dedi.
Türkiye tarihinde ilk defa Türkler /*"pardon, aramızda böyle bir suçlu
değişim anlaşması yok, bu adam herhangi bir suç da işlemedi burda, bu
yüzden onu size veremeyiz"*/ dedi. Ve ABD /*"ah öyle mi, tamam sorun
değil"*/ diyerek dosyayı kapattı! Bu kadar basit ve saçma bir şekilde
dosya kapatıldı.

El kadı Türkiye'de pek çok bankanın sahibi, azerbaycan dahil pek çok
yere gidip gelen bir adam. Sadece asya bölgesine değil, aynı zamanda
avrupa'ya da gidiyor bu adam, örneğin londra'ya, iş gezileri. Sonunda,
el kadı, bir iş adamı ve gladyo b adamı olarak bm'ye kendisini terörist
listesinden çıkarma başvurusunda bulundu, ve bm de bu başvuruyu
değerlendirip onu listeden çıkardı! Sonuç olarak, CIA için çalışan bu
adam, ABD tarafından aklanmış oldu.

Ve aniden, Erdoğan'ın oğlunun el kadı, yani el kaide'nin ana sponsoru
olan terörist kişi ile fotoğrafları servis edilmeye başlandı. Bu tür
haberler yayılmaya başlandı. Ve bu haberlerin pek çoğu Gülen cemaati
tarafından servis ediliyordu. Ve tabii ki CIA destekli mİt'ten bir grup
tarafından... Ve çok ilginç bir nokta da şu ki, bu servis edilen
haberlerin çoğu wikileaks'den geliyordu. burda kafama birşey takılıyor,
acaba bunlar wikileaks'de halihazırda bulunan bilgiler miydi, yoksa
birdenbire, aniden keşfedilmiş bilgiler miydi? Bu konuda şüphelerim var.
(ç.n: wikileaks'in CIA kontrolünde olduğunu ima ediyor)

...

/*Soru:*/ sizce Erdoğan'ın başına gelenler kaddafi ve saddam'ın başına
gelenlerle tıpatıp aynı mı olacak, yoksa biraz daha farklı bir versiyon
mu göreceğiz burada?

Türkiye, mısır ya da libya'dan tamamen farklı bir ülkedir, dinamikleri
çok çok farklıdır. Öncelikle, Türk insanı gerçekten de farkındalığı
yüksek bir kitledir. Aptallar için tasarlanmış iki partili sistem,
ABD'de olduğu gibi, Türkiye'de çalışmaz, Türkiye'de çok farklı
fraksiyonlar, eğilimler mevcuttur. ABD'de olduğu gibi, yani demokrat ve
cumhuriyetçiler arasında bir gel-git oyunu sergileyerek halkla
dilediğiniz gibi oynamanız Türkiye'de çalışmaz.

Burada bilinç düzeyi son derece yüksek bir halk kitlesinden
bahsediyoruz. ABD'den çok farklı bir kitledir bu. Eğitimli ve düşünen
insanların olduğu bir ülkede bu kadar kolay oyunlar sergileyemezsiniz,
bu çok zordur.

Diğer bir fark da, Türk insanının aktivist yönü, sokaklara inen, hakları
için savaşan bir topluluktur Türkler. Bana soruyorlar bazen, oyunu kime
vereceksin diye. ben de /*"oyumu Türk halkına vereceğim"*/ diyorum,
çünkü onlara inanıyorum, onlar kendilerine ne olacağına kendileri karar
vereceklerdir.

Türk halkı gözünü açık tutmaya devam etmeli ve Libya'da, Mısır'da
olanlardan ders almalıdır. bunları milliyetçi bir kişiliğim olduğu için
söylemiyorum, burada tamamen farklı tür insanlardan bahsediyoruz.

...

ABD'nin planları Libya ve Mısır'da olduğu kadar kolay işlemeyecektir
Türkiye'de.

...

Diğer bir konu da, AB meselesi. daha önce ab'yi bir kurtuluş olarak
gören Türk insanı, ab'nin politik ve ekonomik çöküşünü görüyor.
Almanların Türkiye'deki işlere başvurduklarını, avrupa'da işsizliğin
boyutlarını görüyor. Ab'ye girmemiş olmanın bir avantaj olduğunu
düşünüyorlar.

------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-150610105422 Oraj Poyraz <[email protected]>
2015/06/10  12:24 4  58  1 undefined [email protected]

 

KIZILCIK
. . . . . .
Ilk yemisini bu sene verdi,
Kizilcik,
Uc tane;
Bir daha seneye bes tane verir;
Omur cok,
Bekleriz;
Ne cikar?Ilahi kizilcik!

Orhan Veli KANIK

Kalbinde hardal tohumu kadar kibir bulunan cennete giremez.
Yine kalbinde hardal tohumu kadar iman olan da cehenneme giremez.

Buhari 81/51

Iman dolu bir insan, basitce net ve gercekci dusunme yetenegine
kaybetmis (veya hic sahip olmamis) kisidir.
Sadece aptal degildir;
aslinda hastadir.
Daha da kotusu tedavi edilemez

Henry Mencken


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/






 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap