Havel, Komünist rejimleri Absurdistan olarak isimlendirmiştir.

Günümüzde Absurdistan Batı ve özgürlüğün koruma maskesi altında tahrip
edildiği, göçmenlerin cinayet işleme ve tecavüz haklarının, yasalara
saygılı insanların normal ve güvenli yaşamlarını sürdürme haklarından
üstün olduğu ve demokratik kurumların teokrasinin mümkün olabilecek en
kötü şeklini aşılamak maksadıyla kullanıldığı Batı Avrupa’nın çoğunluğudur.

ALEXANDER MAİSTROVOY

------------------------------------------------------------------------


  *ALEXANDER MAİSTROVOY : ***HALİFENİN HAYALETİ**

*13 Ağustos 2017*

AutoResizeImage.http://sunsavunma.net/wp-content/uploads/2017/08/VACLAV-HAVEL-MAN%C5%9EET.jpg


      *Eğer koyunların oy verme şansları olsaydı, sonradan boğazlarını
      kesecek de olsa*


      *kendilerini besleyeni seçerlerdi.*

*Yazar: Alexander Maistrovoy, *Jihad Watch,*14 Haziran 2017*

*Çeviren: Ercan Caner, *Sun Savunma Net,*16 Haziran 2017*

/Bir parti toplantısında parti lideri dinleyicilere seslenir:/

//*"Yarın hepiniz asılarak idam edileceksiniz Sorunuz var mı?"*//

/Sessizlik./

/Parti lideri:/

//*"Sorumu tekrarlayacağım. Yarın hepiniz asılarak idam edileceksiniz.
İçinizde söyleyecek bir şeyi olan var mı?"*//

/Dinleyicilerin arasından ürkek bir ses duyulur:/

//*"Kendi ipimizi ve sabunumuzu getirelim mi yoksa bunlar bize
sağlanacak mı?"*//

Bu,*1970*’li yıllarda anlatılan bir Sovyet fıkrasıdır.

Ülkesini işgal eden Almanlar ile iş birliği yapan Norveçli işbirlikçi
siyasetçi Quislinq gibileri destekleyenler, barbar sömürgeciler ve her
şeye boyun eğen veya korkmuş ve sinmiş durumdaki yığınlar, işte*21*’inci
yüzyıl Batı Avrupa’sının günümüzdeki durumu budur.

*1970* yılıdır,*40 yaşındadır* ve zaten tanınmış birisidir: oyunları
oldukça popülerdir, ünlü bir edebiyat dergisinin editörler kurulunun
üyesidir. Geleceği parlaktır ve önünde bütün yollar açıktır, fakat o
kendisine çok farklı bir yol seçecektir.


        Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgali

Prag Baharı hareketi bastırıldıktan sonra yetkililere meydan okur ve
Sovyet birlikleri tarafından işgal edilen Çekoslovakya’nın Başkanına,
açık ve öfke dolu bir mektup gönderir. Tutuklanır, bir kamu görevlisine
saldırmakla suçlanır ve hapse atılır. Sonra serbest bırakılır, komünist
rejimi devirmeye teşebbüs etmekle suçlanır, dört yıl beş ay hapse
atılır, serbest bırakılır ve*1989 yılında* tekrar hapse atılır.

Yıllarını hapishanede geçirir ve asla yıldırılamayan bir lidere dönüşür,
gelecekte Çek Cumhuriyetinin başkanı olacaktır. Adı Vaclav Havel’dir.
Çek Cumhuriyeti’nin kurucusu Thomas Masaryk gibi o da bir devlet
adamında olması gereken zekâ, cesaret, güç ve saygınlık gibi en iyi
özellikleri üzerinde toplayan bir liderdir.

AutoResizeImage.http://sunsavunma.net/wp-content/uploads/2017/08/Vaclav-Havel-%C3%87ekoslavakya.jpg

Batı, benzerine uygar dünyada yüzyıllardır rastlanmayan ve giderek
yaklaşmakta olan karanlık ve zulmün kasvetli bir resmini sunmaktadır. Bu
dünya, Asya ve Afrika’nın uzaklarından gelen karanlık, önyargılı,
hoşgörüsüz ve barbar bir dinin mensuplarının, onlara güvenerek ve
düşüncesizce kapılarını açanları öldürdükleri, tecavüz ettikleri, alay
ettikleri ve küçük gördükleri saldırgan, ataerkil ve ilkel bir dinin
kıtanın tam kalbinde kök saldığı bir dünyadır.

Bu dünya, elitlerin, Quisling’in destekçilerine dönüştüğü, sömürge
liderleri ve hükümetlerin neredeyse istekli bir şekilde, ülkelerini
işgal eden Almanların kuklası olan, Vichy Fransa’sı devletinin rolünü
seçtiği bir dünyadır.

Ne yazık ki günümüzde çarpıcı bir fenomenle karşı karşıyayız: bütün
devlet sisteminin beyin yıkamayı hedeflemesi ve Batı Avrupa ile Kanada
halklarının, tıpkı Amerikalılar gibi bireycilik ve kendine güvenden
mahrum bırakılması nedeniyle, hiçbir kazanma şansları olmasa da
kaçınılmaz acılara mahkûm olan geniş halk kitleleri sessizliklerini
korumakta veya en fazla seçimlerde pasif bir şekilde hoşnutsuzluklarını
ifade etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar. Hiç şüphesiz yayılan
despotizme karşı çıkma ve seslerini yükseltme cesaretini gösterenler
bulunmaktadır, fakat bunların sayısı şaşırtıcı bir şekilde nispeten açık
olan toplumlarda hala oldukça azdır. Bu yaklaşım hem entelektüeller hem
de sıradan insanlar için geçerlidir.

AutoResizeImage.http://sunsavunma.net/wp-content/uploads/2017/08/Marine-Le-Pen-ve-Geert-Wilders.jpg


        Marine Le Pen ve Geert Wilders

İdeolojik klişelerle gözleri kör olmuş ve Cehennemin Otlaklarına ulaşmak
için yurttaşlarının cesetlerini çiğnemeye hazır, sözüm ona tutucu ve
bağnaz *‘‘faydalı aptalları’*’ kastetmiyorum. Para ve ayrıcalıklar elde
etmek maksadıyla; bu toplumsal değerleri küçümseyen ve kirli rolü
seçenleri de kastetmiyorum. Binlerce profesör, öğretmen, hukukçu, yazar,
aktör, film yapımcısı, gazeteciden bahsediyorum. Gelmekte olan
teokrasinin ilk kurbanları olacak olan papazlar, hahamlar, insan hakları
savunucuları, feministler ve*LGBT* toplumu eylemcilerinden bahsediyorum.
Bunların tamamını da kolay bir ölüm beklemiyor.

Bombalarla havaya uçurulan, tecavüz edilen, aşağılanan ve teröre maruz
kalanların akraba, arkadaş ve komşularını susturan nedir? Hala kendi
evleri, sokakları ve kentlerinde huzur ve güven içinde yaşama duygusunu
kaybetmediler mi? Aslında yapılması gereken kitlesel gösteriler,
protesto mitingleri ve eylemleri yerine, katliam yerlerinde ellerinde
oyuncaklar, mumlar ve çelenklerle ağlayan insanları gösteren duygusal
manzaralara tanık oluyoruz. Marine Le Pen ve Geert Wilders’in
rakiplerinin yüceltilmesine ve Kadın Yürüyüşlerine tanık oluyoruz, fakat
asla politik açıdan geçerli olsalar da despot tiranlar aleyhine
düzenlenen gösterilere rastlamıyoruz. Neden insanlar boğazlarını
katillere uzatıyor ve koyunlar gibi itaat ediyorlar?

Kendi kendini sansürlemek, olaylara seyirci kalmak ve kurban olmaktan
kurtulacağını sanmak da nedir? Bundan asla kaçamayacaklar. Manchester
kentindeki terör saldırısı sonrasında pop yıldızı Katy Perry, Londra
Belediye Başkanı Sadiq Khan ve Fransa Senatosu Nice kenti üyesi Nathalie
Goulet, Avrupalıların terör saldırılarına alışması gerektiklerini
söyleyerek, Batılı elitlerin düşüncelerini ifade etmişlerdir.

Ve onlar, insanları terör saldırılarına alıştıracaklar. Sonunda, İslam
tebaası altında yaşayan ve hayatları kana susamış tarikatlara hizmet
edenler tarafından ellerinden alınacak, sözde cizye olarak adlandırılan
yarı köle, insan sürülerinin kaderlerine alıştırılacaklardır.

Irkçı, faşist ve İslamofobiklere dönüşmekten mi korkuyorlar? İşlerini
kaybetmekten, kariyerlerini geliştirme fırsatlarını kaçırmaktan, insan
hakları ve dinler arası diyaloglar hakkındaki konferans davetlerinden mi
korkuyorlar? Adlarının lekelenmesinin bedelini ödemekten mi korkuyorlar?


        *1956* Macaristan devrimi

Bu makaleye Vaclav Havel’in hikâyesini anlatarak başlamamın bir nedeni
bulunmaktadır. Dünya yıllarca, Doğu Avrupa halklarının zalimlere karşı
ümitsizce sürdürdüğü hak ve onurlarını koruma savaşına tanıklık
etmiştir.*1956 Macar* Devrimi, Prag Baharı, Polonya Dayanışma Hareketi,
Nikolay Çavuşeşku’ya karşı Romen halkının devrimi, Litvanyalıların*Ocak
1991 tarihinde* düzinelerce insanın ölmesi pahasına Sovyet
imparatorluğundan kurtulmasında, entelektüellerin liderlik ettiği halk
sokaklara dökülmüş ve karşılarında mahkemeler veya Facebook yorumları ve
Twitter tehditleri yerine mermiler, tanklar ve devletin emniyet
güçlerini bulmuşlardır.

Onlar, Havel gibi yıllarca hapse atılacaklarını ve hatta
ölebileceklerini biliyorlardı. Yine de Doğu Avrupalılar, geçmiş
deneyimlerinden ötürü demokrasiyi ve özgürlüklerini savunmaya daha
kararlıdırlar. Onlar üniversal ütopyalara karşı bağışıklık kazanmışlar
ve cesur ve kararlı liderler ortaya çıkarmışlardır.

Sovyet zulmünün tam merkezinde güçlü bir muhalif hareket vardır. Bu
insanların birçoğu hapishaneler, kamplar ve psikiyatri hastanelerinde
ortadan yok olmuşlardır. Hapishane hücrelerini, onlara zulmetmeleri ve
cinsel şiddet uygulamaları için teşvik edilen ve tam yetki verilen
suçlular ile paylaşmışlardır. Sovyet muhaliflerinin birçoğu, akademisyen
Andrey Sakharov tarafından liderlik edilen bilim adamları ve yazarlardan
oluşmaktadır, bunlar ulusun renkleriydiler.*1991 yılı Ağustos *ayındaki
Sovyet Darbesinde, zırhlı personel taşıyıcıları Moskova’da üç kişiyi
ezmiş, fakat Sovyet rejiminin restore edilmesine engel olunmuştur.


        Nikolay Çavuşesku ve eşinin hazin sonu

Günümüze bakıldığında, Ukraynalıların ahlaksız ve yozlaşmış liderlerini
iktidardan indirdiklerini ve Moskova’da insanların otokrasiyi protesto
etmek için sokaklara çıktıklarını görüyoruz. İsrail’de, berbat Oslo
anlaşmaları sonrasında ve sonrasındaki canice kitlesel terör
saldırıları, on binlerce insanın sokaklara dökülerek toplumlarının bir
parçası olan halka karşı yürütülen insanlık dışı uygulamalara son
verilmesini talep etmesine neden olmuştur. İnsanlar yollara barikatlar
kurmuş ve Başbakanın konutuna yürüyüşler düzenlemiştir. Yaklaşık olarak
sekiz yıl önce meydana gelen kitlesel isyan, sol muhalefet ve medyanın
şiddetle karşı çıkmasına ve direnmesine rağmen, İsrail hükümetini,
Afrika’dan sürüler halinde gelen göçmenleri engellemek maksadıyla Mısır
ile olan sınıra bir duvar örmek zorunda bırakmıştır.

Batı Avrupa’nın diğer yerlerinde destek bulamayan*PEGİDA* (Patrotische
Europaer Islamisierung Des Abendlandes – Batının İslamlaşmasına Karşı
Vatansever Avrupalılar) siyasi hareketinin, eski Almanya Demokratik
Cumhuriyeti bölgesinde görülmesi simgeseldir.

Demokrasi, sadece her dört yılda bir gidip oy vermek demek değildir. Her
şeyden önce bu bir yurttaşlık görevidir ve cesaret gerektirir, demokrasi
oyun bahçesindeki bir çocuk gibi salya sümük zırlamak da değildir.
Demokratik bir devletin birinci görevi vatandaşlarını korumaktır. Eğer
devlet ve seçkin elitler, bu sosyal sözleşmeye uymazlarsa ve hatta kendi
vatandaşlarını şüpheli ideoloji, ütopik anlayış ve kişisel çıkarlar
uğruna kültürel ve fiziksel olarak kurban ederler ise vatandaşların
sosyal sözleşmenin değiştirilmesini talep etme hakları vardır. İnsanlar,
totaliter yapıların kendilerini sosyal mühendisliğin kobay hayvanlarına
çevirmesine müsaade etmeme hakkına sahiptirler.

*1984*yılında *‘‘Politics and Consience – Siyaset ve Bilinç’*’ adlı
deneme türü eserinde Havel; /*‘‘Politik olmayan bir siyaseti
savunuyorum, yani, iktidar ve manipülasyon yöntemi olarak görülmeyen,
insanları yönetmeyi hedefleyen sibernetik bir siyaset ve pragmatik
birinin becerisi olmayan, aksine anlamlı bir yaşamın yöntemlerini arayan
ve böylesine bir yaşamı koruyan ve ona hizmet eden bir siyaseti
savunuyorum. Pratik etik değerler olarak görülen, gerçeğin hizmetinde,
insanların türdeşi olan diğer insanları önemsediği, insan standartları
ile ölçülebilen bir siyaseti savunuyorum’*//’ /ifadelerini kullanmıştır.


        *PEGIDA* Taraftarları bir gösteri esnasında

Batılı elitler, gerçek insanlar ile ilgilendiklerini unutarak, onların
yaşamlarını ve duygularını göz ardı ederek insanları manipüle eden bir
sistem yaratmışlardır.

Havel, Komünist rejimleri Absurdistan olarak isimlendirmiştir. Günümüzde
Absurdistan Batı ve özgürlüğün koruma maskesi altında tahrip edildiği,
göçmenlerin cinayet işleme ve tecavüz haklarının, yasalara saygılı
insanların normal ve güvenli yaşamlarını sürdürme haklarından üstün
olduğu ve demokratik kurumların teokrasinin mümkün olabilecek en kötü
şeklini aşılamak maksadıyla kullanıldığı Batı Avrupa’nın çoğunluğudur.

Günümüzde insanların despotluğu engellemek için hala bir fırsatları var.
Bununla birlikte sansür giderek daha da katılaşmakta, cezalar artmakta,
sömürgeleştirme kanser hücreleri gibi süratle yayılmakta ve fırsatlar
giderek daralmaktadır. Bir hayalet Avrupa’yı ziyaret etmektedir:
Halifenin hayaleti.

/Çevirenin Notları: Çekoslovakya’daki komünist rejimin, kansız ve
olaysız şekilde demokratik bir cumhuriyete dönüşmesi olayına Kadife
Devrim adı verilmektedir.//*17 Kasım 1989 tarihinde*//öğrenci
ayaklanmasıyla başlayan olayları bütün halkın desteklemesi nedeniyle
güvenlik kuvvetleri Çekoslovakya halkının gücü karşısında çaresiz kalmış
ve komünist rejim çekip gitmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte tek bir
kişinin dahi burnu kanamamıştır./

/Her şey aslında size, her bir bireye bağlıdır.//*SİZ*//olmadan, kontrol
mekanizmaları, savaş makinaları, hırsızlıkları, yalanları, zenginlikleri
olmadan onlar bir hiçtir ve sistemleri yıkılmaya mahkûmdur. Ve onlar da
bu gerçeği çok iyi bilmektedirler./

/Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. Yazının çevrilmesi, çevirenin
yazarın düşüncelerini paylaştığı anlamına gelmemektedir. Yazının
orijinaline aşağıdaki linke tıklayarak erişebilirsiniz./

*https://www.jihadwatch.org/2017/06/a-specter-is-haunting-europe-the-specter-of-the-caliphate#comments*

*http://sunsavunma.net/analiz/halifenin-hayaleti/*

 
------------------------------------------------------------------------
a45UyF587661-170826115411 Oraj Poyraz At [email protected]
[email protected]
2017/08/26  15:03 6  64  [email protected]

 
-- 

5 yasinda Karadenizli bir cocugun dolmusta annesine dedigi gibidir belki
de hayat...
hem vuriysin hem aglama diysin...

Bilinmeyen Birisi

Meryem in kardesi
MERYEM 19/27-28.cocugu alip kavmine getirdi, onlar: meryem!
Utanilacak bir sey yaptin.
Ey harun un kizkardesi!
Baban kotu bir kimse degildi, annen de iffetsiz degildi dediler.

Kur an daki Celiskiler Ve Nedenleri (4)
Kur an da Celiski Olmadigini, Celiskili Bir Mantikla One Surme Kurnazligi!

Fransizlar, Le coeur a sa raison, que la raison ne connait pas! derler
ki, Kalbin kendine ozgu bir mantigi vardir ki, mantik dahi onu tanimaz
anlamindadir. Kur an da celisme bulunmadigi iddiasina sarilan
Islamcilar, hani sanki bu yukaridaki formulu dogrularcasma, kalp denen
organin iyi ve kotu yonde belli bir gorus ve bilgilere sahip oldugunu,
bu gorus ve bilgilerin oraya Tanri tarafindan kondugunu ve iste kalbin
bunlardan birine dogru egilim gostermesiyle, kisinin dogru yola ya da
aksine sapikliga suruklendigini soylerler. Hani sanki kalp denen sey,
aklin gorevini ustlenmis gibidir ve bu niteligiyle iyi ya da kotu
olandan birini secmektedir ya da akil denen sey, insandaki bes duyunun
algilarinin varip dayandigi algilama yolunu aydinlatmaktadir.(1)

Seriatcilar, bu gorusu acikliga kavusturmak amaciyla, Enam Suresi nin
125. ayetini ornek alirlar. Bircok kez belirttigimiz gibi, bu ayet aynen
soyledir:

Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islamiyete acar. Kimi
de saptirmak isterse, goge yukseliyormus gibi kalbini dar ve $ikintili
kilar. Allah inanmayanlari, kufur batakliginda birakir (Enam Suresi,
ayet 125).

Dikkat edilecegi gibi, bu ayetin tumceleri celismeyle doludur: Tanri,
diledigini Musluman, diledigini de saptirip kafir yapiyor ve kafir
yaptigini kufur batakligina sokuyor! Yani kisiyi kafir yapan da Tanri
dir, kafir dirler diye kufur batakliginda birakan da odur. Ve iste bu
celismeyi ortbas edebilmek icin, Fahruddin Razi gibi yorumcular soyle
derler: Tanri insanin kalbinde, hem iman m iyi hem de imansizligin kotu
bir sey olduguna dair gorus ve bilgiler yaratir. Bu ikisinden birini
secmek kalbin isidir. Daha baska bir deyimle, Tanri, insanda iman
olmasini murat ettigi zaman, onun kalbinde buna iliskin egilim olusturup
guclendirir. Tersini murat ettigi zaman da tersini yapar . (2) Ve iste
guya kalp, bu iki egilimden dogru olani, yani Islama yonelik olani
sectigi zaman, kendi yararina is gormus olur; aksini yaptigi zaman ise,
kendisi icin kotu olur. Daha baska bir deyimle, Islamcilara gore, eger
kalp gecerli bir akla sahipse iman yolunu secer; sahip degilse, Tanri
nin gosterdigini anlayamayacagi icin inanmaz . Soylemeye gerek yoktur
ki, butun bu laf cambazliklarinin altinda, kalbin kendine gore ve
kendisinin de anlayamayacagi bir mantigi bulundugu safsatalari yatar.
Daha baska bir deyimle, seriatcilar, Kur an da celiski olmadigini,
celiskili bir mantikla kanitlama yolunu secmislerdir. Enam Suresi nin
yukaridaki ayeti vesilesiyle one surdukleri goruslerin safsata oldugunu
ortaya koyan olaylar vardir ki, bunlardan biri, ilerideki sayfalarda ele
alacagimiz Ebu Talib olayidir. Cunku, Islam kaynaklarinin bildirmesine
gore, bu ayet, Ebu Talib le ilgili olarak, daha dogrusu onun olumu
sirasinda konmustur. Daha once deginmis olmakla beraber tekrar
belirtelim ki, Ebu Talib, Muhammed in amcalarindan biri olup, onu kendi
oglu gibi yetistiren bir kimseydi. Kureys in ileri gelenlerinden biri
oldugu icin, Muhammed onu Musluman yapmak icin cok ugrasmistir. Ebu
Talib olum dosegindeyken, onun basucuna giderek Musluman olmasi icin cok
yalvarmis, fakat basari saglayamamistir. Saglayamayinca,
cevresindekilere karsi kendisini temize cikarmak uzere sorumlulugu Tanri
ya yuklemis ve Tanri diledigini Islama sokar, diledigini sokmaz
seklindeki ayeti Kur an a yerlestirmistir. Yani demek istemistir ki, Ebu
Talib in Islam olmadan olmesini Tanri istemistir! Bu dogrultuda olmak
uzere Kur an a. koydugu ayetler arasinda, Tanri nin iman denen seyi
insanin kalbine suslu (sevimli) bir sekilde yerlestirip, onu insana
sevdirdigini (ornegin, Mucadele Suresi, ayet 22) ya da aksini yapip
insanlarin kalplerini muhurledigini, kulaklarini perdeledigini (Bakara
Suresi, ayet 6-7; Nahl Suresi, ayet 106-109; Casiye Suresi, ayet 23
vd...) ve Ey Muhammed! Tanri dilese nenin kalbini de muhurler... (Sura
Suresi, ayet 24) dedigini yansitanlar vardir. ote yandan, yine Muhammed
in soylemesine gore, Tanri, diledigini dogru yola soktugunu anlatmak
uzere soyle demistir:

(Ey Muhammed!... (Taun) seni yetim bulup barindirmadi mi? Sasirmis bulup
da yol gostermedi mi? Seni fakir bulup zengin etmedi mi?.. (Duha Suresi,
ayet 6-8).

Yine bunun gibi, Tanri, iman etmek konusunda tereddut eden kimseleri,
diledigi zaman inandirma yoluna gitmistir. Ornegin, Kur an da Ibrahim
in, Tanri ya inanmak konusunda tereddut gosterdigi, tereddudunu gidermek
icin ondan oluleri nasil dirilttigini bana goster! .diye mucize
bekledigi, bunun uzerine Tanri nin, (Sen) Bana inanmadin mi? demekle
beraber mucize gosterme yoluna gittigi yazilidir (Bakara Suresi, ayet
260). Yine bunun gibi Isa nin havarilerinin de, Tanri ya inanabilmek
icin, Ey Meryem oglu Isa, Rabbin bize gokten donatilmis bir sofra
indirebilir mi? diye Tanri dan mucize bekledikleri ve Tanri nin da
onlari inandirmak icin gokten sofra indirdigi yazilidir (Maide Suresi,
ayet 111-115).

Muhammed in Kur an olarak ve Kur an olmayarak ortaya koydugu
yukaridakilere benzer hukumlerden anlasilan su ki, kisileri diledigi
gibi dogru yola sokan ya da saptiran ne akildir ne de kalptir; sadece ve
sadece Tanri dir. Ve Tanri, yine Muhammed in soylemesine gore, dogru
yola soktuklarini mukafatlandirmakta, saptirdiklarini da azaba
sokmaktadir. Nereden geliyor bu celiski? diye sorulacak olursa, cevabini
asagida ozetleyecegiz.

Dipnotlar;

1) Bu konuda bkz. Turan Dursun, Kur an An$iklopedisi. Kaynak Yayinlan,
Istanbul, 1994, c.l,s.295

2)Fahruddin Razi den bu alinti icin bkz. Turan Dursun, Kur an
An$iklopedisi. Kaynak Yayinlari, istanbul,1994, c.l, s.308.
https://kuranelestirisi.wordpress.com/2011/11/25/kurandaki-celiskiler-ve-nedenleri-4/


Grup eposta komutlari ve adresleri      :       
Gruba mesaj gondermek icin      :       [email protected]
Gruba uye olmak icin    :       [email protected]
Gruptan ayrilmak icin   :       [email protected]
Grup kurucusuna yazmak icin     :       [email protected]
Grup Sayfamiz   :       http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz     :
http://orajpoyraz.blogspot.com/


BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo





 

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at https://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap