Selam, Bilinçlendik.
İyi günler. 2012/7/14 Dr. H. Yağmur Akgün <[email protected]> > Merhaba, > > maaşallah iki gün mailleri cevaplamadım, herkes uçmuş. > > Başka kimlere kızdığımı kafalarını kopardığımı söyleyeyim de, işten > atacağınıza hiç almayın daha iyi: > > - İş yerinde gerekenden bir dakika daha fazla zaman geçirenler. Günde > sekiz saatten (yemek molaları da dahil) fazla büroda oturanları her > ayın sonunda büroma çağırıp iyi bir haşlıyorum. > > - Gecenin köründe mail atanlar. İnsanlarla çalışmak istiyorum, > vampirlerle değil. > > - Verdiğim kişisel kullanım bütçesini iş için kullananlar. (Her > programcıya maaşlarının dışında yıllık 1000 EURO harcama hakkı veriyorum, > harcamayla ilgili iki şartım var: İş için harcamayacaksın ve kişisel > gelişimine katkı yapacak bir şeye harcayacaksın.) Tutup test için > ikinci bir bilgisayar alan azarı işitirken, kendine gitar alan, rüzgar > sörfü kursuna yazılan aferini alıyor. > > - Şirketin sosyal aktivitelerine katılmamayı düzenli hale getirenler. > > - Öğle yemeği sırasında da çalışanlar ve/veya öğle yemeğini grupla > beraber yemeyenler. Öğle yemeğinde iş konuşanlar. > > - Rapor toplantılarında teknik detay anlatmaya kalkanlar. > > - Bir şeyi nasıl programlaması gerektiğini gelip bana soranlar. > > Ve evet, daha önce söylediğimi yine tekrar edeyim, programlama > sürecinde önceden belirlenmiş çerçevenin dışında program, toolchain > vs. kullananlar. > Herkesin kullandığı sıradan ofis programlarının yerine kafasına göre > başka şeyler kullananlar. > Burada bunu ideolojik bir nedenle yapıp yapmamasının önemi yok. > > Bir programcının programlama sürecindeki görevi kendisine verilen işi, > kendisine verilen programlarla, kendisine verilen sürede yapmaktır. > Nokta. Burada programcıların hiç bir özgürlüğü yoktur. Bunun sebebi, > "geliştirme" ve "programlama" süreçlerini birbirinden ayrı tutuyor > olmamız. Geliştirme sürecinde işin bütününü bölebildiğimiz en küçük > parçaya kadar bölüyoruz. Her parçanın kim tarafından, ne zaman, nasıl > yapılacağı, hangi dil, plugin, framework, compiler vs. vs. > kullanılacağına karar veriyoruz. Bu süreçte herkes her şekilde fikrini > söylemekte, savunmakta, hoşuna gitmeyen işi yapmayı reddetmekte özgür. > Bu süreç boyunca tek işi bu konuşulanları dökümante edip görevleri > UML'e dökmek olan bir kişi var, bu kişi daha sonra o işin Bugmaster'ı > olarak çalışıyor, programlama yapmıyor. Tartışmanın çok uzadığı bazı > durumlarda oylama bile yapıyoruz, son kararı programın bütçesinden > sorumlu olduğum için ben veriyorum. Ama bugüne kadar "patron benim bu > böyle yapılacak" diye masaya vurmamı gerektirecek bir durum olmadı. > Karar verildikten sonra tartışma bitiyor, esneklik ve özgürlük de. > İşin bizim uzmanlık alanımıza girmeyen kısımları UML'le dökümante > edildiği şekilde outsource ediliyor. Karşı taraftan da bizimle aynı > disiplinde çalışmasını bekliyoruz. Programlama süreci bittiğinde parti > veriyoruz, içiyoruz, eğleniyoruz. Çok büyük bir iş çıkmışsa daha büyük > bir aktivite yapıyoruz. Mesela iki hafta önce Segway'le Harz > dağlarında tur attık, 5 saat kadar Segway'le gezdik, sonra şehir turu, > akşam da yemek müzik içki vs. Tüm masrafları şirket karşıladı. > > Önceki iş yerimde 3 sene boyunca bu sistemi uyguladım. Şimdiki iş > yerimde de uyguluyorum. İlk başlarda adaptasyon sıkıntısı çekenler > oluyor. Özellikle "şimdi bilgisayarını kapatıp evine gidiyorsun, yarın > öğlene kadar seni burada görmeyeceğim" dediğim zamanlarda. Bir de > "hemen kalkıp öğle yemeğine gelmezsen ağ bağlantını keserim" var ki, > sanki ölümle tehdit ediyormuşum gibi tepki alıyorum. Patron da > adaptasyon sıkıntısı çekiyor, eleman ne kadar çok çalışırsa o kadar > iyi sandığından. Sanki üretim bandında işçi çalıştırıyorsun. :) Bir > kaç hafta sonra hem ortam rahatlıyor, programcıların arasındaki > gerginlik azalıyor, insanlar daha sakin bir ruh haliyle işe gelip, > canları istediğinde, kimsenin kendilerini işten kaytarmakla > suçlamayacığından emin olarak evlerine gidiyorlar. Kod kalitesi > artıyor. Bugmaster'ın bug bildirmediği günlerde herkesi tek tek el > sıkışarak tebrik ediyorum. > > Kim evinde ne yapar, hangi programı kullanır, beni ilgilendirmez. Beni > ilgilendiren ürün / üretim kapasitesi dengesinin bozulmaması, > risklerin ve kaynakların yönetilebilir olmasıdır. Üretim kapasitesi > diye bahsettiğim programcıların zihinsel ve bedensel sağlığıdır, iş > yapma isteklerinin korunmasıdır. Risk ve kaynak yönetimini de > anlatırdım ama yeter. > > Son sözüm şu, ben beş yıl kadar yukarıda anlattıklarımın tam tersi > şekilde yönetilerek programcılık yaptım. Her sabah işe giderken > kendimi savaşa gidiyor gibi hissediyordum. Özel hayatımızdan ödün > vermemiz (kaç kez gitar kursuna yazılıp, parasını verip de > gidemediğimi ben bilirim), işimizin özel hayatımıza sarkmasına göz > yummamız destekleniyordu. Ne kadar çok büroda oturursan o kadar > iyiydi, hatta yemeğini de mümkünse masanda yemeliydin. Öğle yemeğini > yemekhanede yiyorsan bu bir çeşit hızlandırılmış teknik toplantı > anlamına gelirdi. Ben o beş senede 90 kilodan 115 kiloya çıktım, > hayatımda ilk kez bel ağrısı çektim. Hasta olup rapor aldığında bile > maillerini cevaplaman beklenirdi. Patron geceyarısı mail atıp sabah > yediye bir rapor ister, sen sabahlayıp raporu yetiştirirsin, sonra > öğlen üçte eve gitmeye hazırlandığında gelip "nereye gidiyorsun bu > saatte" diye sorardı. Üstelik de fazla mesai hesabın sendikanın izin > verdiği sınırın iki katını aşmış olmasına rağmen. Proje toplantısında > "sen şunu yap sen de şunu" diye iş paylaştırılır, herkes kafasına göre > o işten ne anladıysa yapar getirirdi. Sonra bunları birleştirmek için > bir o kadar daha çalışırdın. Patron hayatında program yazmamış > olmasına rağmen haftasonu iki kitap karıştırıp gelir, "şunu şöyle > şöyle programla" deyip giderdi. Yıllık iznini blok olarak almana > hakkın olmasına rağmen izin verilmez, bir haftadan fazla izin alırsan > şirket laptopunu da yanında götürmen şart koşulurdu. > > Bütün bu yaşadıklarım bana bir gün yönetici olduğumda neyi nasıl > yapmam gerektiğini öğretti. Vaktinde üç kelimeyle özetlemiştim: > "Dilbert evreninden çıkmak." Bugün sohbet ettiğim insanlara en severek > anlattığım şey nasıl karar verdiğimle ilgili. "Çok basit" diyorum > "benim yerimde eski patronum olsa ne yapardı diye düşünüp, tam tersini > yapıyorum."... > > Biraz da hava atayım. Önceki yönettiğim projenin bütçesi 26 milyon > Euroydu. Kendi ekibimin (16 kişi) dışında bize katkı sağlayan altı > firmanın daha ekipleriyle (~60 kişi) koordine çalışıyorduk. Şimdi > proje değil ürün yöneticiliği yapıyorum, yani sadece programı > üretimini değil, aynı zamanda tanıtımını, pazarlamasını ve eğitimini > de koordine ediyorum. Yazılım firmaları için küçük rakamlar olabilir > bunlar. Ancak biz yazılım değil, ziraat firmasıyız. Ziraatle ilgili > işlerimizi optimize etmek için özel yazılım üretiyoruz. Yazılım > sektörü dışında yazılım üretiyor olmanın güzel yanı, gelir seviyesinin > (SAP, Microsoft vs. dışında) yazılım firmalarında çalışanlara göre çok > daha yüksek olması. Demişsiniz ya "bana çalışıyor olsaydınız" diye. > Büyük ihtimalle bütçeniz beni işe almaya yetmezdi zaten. :-) > > Selamlar, > Yağmur > > 2012/7/13 F. O. Ozbek <[email protected]>: > > Benim de personel ve butce sorumlulugum var. (son 15 yildir..) > > Eger siz bana calisiyor olsaydiniz, bu yazinizdan sonra > > ben de sizi isten atardim. > > > > :-) > > > > Oktay. > _______________________________________________ > Linux-sohbet mailing list > [email protected] > https://liste.linux.org.tr/mailman/listinfo/linux-sohbet > Liste kurallari: http://liste.linux.org.tr/kurallar.php > -- Fatih ERİKLİ http://www.fatiherikli.com
_______________________________________________ Linux-sohbet mailing list [email protected] https://liste.linux.org.tr/mailman/listinfo/linux-sohbet Liste kurallari: http://liste.linux.org.tr/kurallar.php
