> Son sözüm şu, ben beş yıl kadar yukarıda anlattıklarımın tam tersi
> şekilde yönetilerek programcılık yaptım. Her sabah işe giderken
> kendimi savaşa gidiyor gibi hissediyordum. Özel hayatımızdan ödün
> vermemiz (kaç kez gitar kursuna yazılıp, parasını verip de
> gidemediğimi ben bilirim), işimizin özel hayatımıza sarkmasına göz
> yummamız destekleniyordu. Ne kadar çok büroda oturursan o kadar
> iyiydi, hatta yemeğini de mümkünse masanda yemeliydin. Öğle yemeğini
> yemekhanede yiyorsan bu bir çeşit hızlandırılmış teknik toplantı
> anlamına gelirdi. Ben o beş senede 90 kilodan 115 kiloya çıktım,
> hayatımda ilk kez bel ağrısı çektim. Hasta olup rapor aldığında bile
> maillerini cevaplaman beklenirdi. Patron geceyarısı mail atıp sabah
> yediye bir rapor ister, sen sabahlayıp raporu yetiştirirsin, sonra
> öğlen üçte eve gitmeye hazırlandığında gelip "nereye gidiyorsun bu
> saatte" diye sorardı. Üstelik de fazla mesai hesabın sendikanın izin
> verdiği sınırın iki katını aşmış olmasına rağmen. Proje toplantısında
> "sen şunu yap sen de şunu" diye iş paylaştırılır, herkes kafasına göre
> o işten ne anladıysa yapar getirirdi. Sonra bunları birleştirmek için
> bir o kadar daha çalışırdın. Patron hayatında program yazmamış
> olmasına rağmen haftasonu iki kitap karıştırıp gelir, "şunu şöyle
> şöyle programla" deyip giderdi. Yıllık iznini blok olarak almana
> hakkın olmasına rağmen izin verilmez, bir haftadan fazla izin alırsan
> şirket laptopunu da yanında götürmen şart koşulurdu.

Içinde bulunduğum ve çoğu yazılımcının da içinde bulunduğunu bildiğim
durumu çok güzel özetlediniz.
_______________________________________________
Linux-sohbet mailing list
[email protected]
https://liste.linux.org.tr/mailman/listinfo/linux-sohbet
Liste kurallari: http://liste.linux.org.tr/kurallar.php

Cevap