Eskiden misafirler evimize gelince geç saate kadar oturulur, meyvalar yenir, çaylar içilirdi. Gece yarısına doğru çiğköfte yoğrulurdu türkü eşliğinde. Bu söylenen türküler adeta çiğköftenin tadına tat katıyordu... Çiğköfte'nin üzerine bir de demli çay içildi mi, koyu olan sohbet daha da koyulanırdı.
Biz çocuklar, aile terbiyemiz gereği kapının hemen yanında otururduk. Olurda misafirlerimiz veya bir büyüğümüz su ister vs... Misafirlerimizi baş köşeye oturtur, Ebeveynlerimiz de onların kapıya doğu yanında otururlardı. Böylece misafirlere kendilerini ne kadar önemsediğimizi göstermiş oluyorduk. İnsanlığın ölmediği ve misafirlerin çifte standart görmediği zamana denk geliyor bu anlattıklarım. Zengin-fakir ayrımının yapılmadığı zamanlardı. Gülüyorduk, eğleniyorduk, çoşuyorduk, konuşuyorduk, anlaşıyorduk, kısaca hayattan zevk alıyorduk. Hani bunları anlatmışken yıldızları anlatmasam ayıp olur, nankörlük olur.... Toprak damlı, bir birine bitişik iki evimiz vardı. Her biri iki oda bir salon. Yaz gelince Bayram gelmiş gelmiş gibi oluyordu biz çocuklar için. Siverek'in eşsiz üzüm bağları, bostanları. Hepimizin en iyi dostu, abisi Göl hotu( gölün adı). Her çocuğun dedesi, amcası, dayısı, kardeşi bakkal Seydo. Yaz gelince damda yatardık. Geceleri Annem bize yıldızları anlatırdı. Siverek'te ışık azdı, yıldızlar pırıl pırıl. Kendi içimden onlara isim bile takmıştım. Batıdaki en parlak yıldıza Leyle, Doğudakine ise Mecnun adını koymuştum. O yıldızlar Şi'ra yıldızı olarakta bilinir, yada bilimdeki adıyla Sirus A ve Sirus B. Geceleri bazen onlarla konuşurdum, kimseye anlatamadığım hayallerimi ve kimseyle paylaşmadığım sırlarımı Leyle ve Mecnun'a anlatırdım. Onlar benimle konuşmazlardı. "Kim bilir, Belki Kürtçe'yi bilmiyorlardı." diyordum. Çocuktum işte... Sonra Elektıronik Dadı ya da diğer adıyla TV'inin evlerimize girmesiyle, Türküler susutu, yıldızlar söndü, Sohbetler Öldü, Çiğköfte eski tadı vermiyor artık, Meyvalar hormonlu, Çaylar reklam araları fırsat bilerek içiliyor ve misafire maddi durumuna göre muamele ediliyor...Türkülü çiğköfte'yi İbo Şow'dan izler olduk, Çiğköfteli sohbetleride. Eğlenmeyi- şakalaşmayı unuttuk, eğlenenleri-şakalaşanları izledik. Gülmeyi-Sohbet etmeyi unuttuk, gülenleri sohbet edenleri izledik. Gezmeyi- aşık olmayı unuttuk, Gezenleri- aşık olanları izledik. Saçma sapan kadın ve şöhret etme programlarıyla harcadık ömrümüzü farkında olmada. Düşünürün dediği gibi, ÖLÜM, HAYATIMIZI KAYBETMENİN YOLLARINDAN YALINIZCA BİRTANESİDİR... Yani, biz düşünmeyen insanlar olarak, şu TV, tam bizlik icat. Hemde kumandalı, yoksa kim kalkıp kanal değiştirecek... Sonra Menfaat devri başladı. toprağın bile gözlerini duyuramayacağı insanların devri. Bir bir kestiler sevdiğimiz kızların ismini yazdığımız bağlarımızdaki ağaçları, ve bostan eken yok artık.Taş binalar siliyor çocukluğumuzn taze izlerini. Geriye göl kalmıştı, O da iki ssnen evelki sel de doldu ve Bakkal Seydo amca öldü.....Artık Dara Pir'in( ihtiyar ağaç) İncirlerinden yemeyeceğim, gidip tıryı şire( siverek'e has bir üzüm.) bağdan yolunca Bekçi Sefer kovalamayacak beni. Getirdiğim üzümleri Gölün yanındaki kaynağa soğuması için bırakmayacağım, Kurudu kaynak... Çimmeyeceğim artık Gol huto'da. Bakkala gidince, eli bastonlu biri beni kovalayıp,"Piç oğlu piç" demeyecek Seydo amca gibi. Ve küs ve artık eskisi kadar güzel açmıyor Mehmet Uzun'u bir kitabına ismini verdirecek kadar etkileyen Nar Çiçekleri. Ama insanoğluna inat hala Duruyor Leyle ve Mecnun. Onlardır bu anlattıklarımın son şahitleri. Bana inanmıyorsanız onlara sorun. Belki sizinle konuşur...Yoka siz hiç yıldızlarla konuşmadınız mı? ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, okula giderken yolumun üstünde bir düt ağacı vardı düt ağaçlarının aksine o hiç düt tutmazdı gövdesindeki bir yarıktan bir sıvı, siyah bir iz bırakır köklerine akardı hiç bilmediğim bir duygu beni o ağaca bağlardı. Bir gece rüyamda gördüm düt tutmadığı için ağlarmış gövdesindeki yarık gözü akan sıvı da yaşmış bende sanırdım ki ağlayamn bir insandır demek çaresiz kalınca ağaçlarda ağlarmış.. Welat Azadi --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Grubumuzdaki yazilarin hukuki sorumlulugu yazarlarina aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Fatma Zelal, Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
