Seyit Rıza'nın başkaldırısı sonrası idam ile neticelenen mahkemesi henüz tarihin sayfalarında kurumamıştır. Savunmasını yaparken ses tonunu yükseltmesi üzerine mahkeme başkanı kendisine "edebli ol" demeye kalkınca "asıl edeb bilmezlik, kürdün vatanını türk'ün malı göstermektir" diye cevap verir. Doğrusuyla yanlışıyla aradan 70 yıl geçmiş ve sorunda zannımca bir gelişme olmadığı gibi bir ilerleme de olamamıştır. Kendi vatanında kendi iradesini isteyen o günün Kürtleri, günümüzde kültürel hakların kabulüne razı olagelmiş ve Kürt sözcüğünün bazıları tarafından dillendirilmesi bile Kürtler'in de kabulüyle bir lütfa dönüşmüştür. 1940'lı yılların başında yapılan bir coğrafya kongresiyle normalde Sivas'ta biten Anadolu'nun sınırı genişletilmiş ve bu coğrafyanın bir parçası haline getirilen kadim Kürdistan toprakları Doğu ve Güneydoğu olarak isimlendirilmiştir. 1930'ların Şark Meselesi zamanla bundan dolayıdır ki Doğu Sorununa evrilirken, Türk siyasetinin soyu devam etmeyen babası Süleyman Demirel ilk kez Kürt Sorunu diyince Kürtler de haliyle "oley"e kalkmıştı. Oysa temelde bu terkib Kürdistan sorununun üstünü örtmeye ve Kürtleri kendi vatanlarında bir soruna dönüştürmeye yönelikti. Böylece algılarda kaybolan Kürdistan sözcüğü hayali bir coğrafyaya ardından da ütopik bir ülke kavramına dönüşecekti. Buna Kürtlerin katkısı da az sayılmazdı. Birleşmiş Milletler'den bir yetkiliyle Kürtlerin referandum hakkı üzerine yaptığımız küçük bir sohbette nedense dikkatler sürekli olarak seçimlere, özellikle de yerel seçimlere çekilmişti. Kürt istemlerini elinde silahıyla savunan ve Kürt topraklarında bağımsız bir Kürt devleti amacıyla tam 30 yıldır hem Kürdistan'da hem de Türkiye'de eylemlerde bulunan ve Kürt meselesinin gediklisi kabul edilen Kürdistan İşçi Partisi (PKK) de işin bu kısmını çok önceden farketmişti. Öyle olacak ki 1989 ve akabindeki seçimlerde Kürt il ve ilçelerinde herhangi bir partiden aday çıkarılmaması istenmiş ve seçimler boykot ettirilmişti. Yine de tek bir kişi bile kendisine oy vermişse seçimin galibi olarak başkanlık koltuğuna oturacak kimi ilçelerde PKK, başkanları dağa çıkaracaktı. 1980 öncesi Kürtlerin kendi adaylarıyla aldığı belediyelerden edindiği deneyim de cezaevlerinde son bulmuştu. 1999 seçimlerinde Kürdistan'ın birçok yerinde yerel seçimlerde dönemin Kürt partisinin elde ettiği başarılar yer yer başarısız belediyecilikle de sonuçlandıysa da Kürtlerin kendi şehirlerini idare etmeleri gözönüne alındığında büyük bir mutluluk kaynağı olmuştu. 2004 Seçimlerinden bu yana da aynı tablo sürmekte ve başarılı işlere imza atan belediye başkanları Kürt'lerin göğsünü kabartmakta. Ne var ki PKK-DTP dışında kalan Kürt muhalefeti de bu konuyla ilgili sürekli bir tutarsızlık içinde görüldü. En büyük Kürt partisinin tarzına katılmadığı için seçimlerde boş oy kullanan Kürt hakları savunucularından, antipropaganda yapabilecek kadar işi ileriye götüren kendini bilmez Kürt akıllılarına kadar birçoğuyla karşılaşıldı. Sonuç? Kürtlerin problemini çözebilecek garantör devlet ve girişimciler için %5'i bir türlü aşamayan Kürt partisi izlenimi (ki bunda Kürt partilerinin suçu, Kürt seçmeninden çok daha fazla) ve kendisine ait tek bir muhtarlığı bile olmayan / olamayan Kürtler. İyisiyle kötüsüyle tartışılabilecek bir durumdur da bu. Hizmet biçimlerinden yolsuzluk iddialarına kadar derinlemesine inilebilecek bir durumdur da bu. Ama işin açıkçası, bazı göstergelerin sokağa konulacak parke taşından daha önemli olduğu ve kafamıza daha sert çarptığını da görmezden gelemeyiz. Gelinmemeli.
Bütün bunları söyleme niyetinde değildim fakat inanın Kürt olmak başlı başına bir dert olmak demek. Vücudunun neresine dokunsan acıtacak bir hastalığa sahip olmak demek. Niyetim, Milliyet'ten çoğu zaman AKP karşıtı bir yazar olan Doğan Heper'in *Güneydoğu'da AKP'liyiz *adlı yazısını sizinle paylaşmaktı. Fakat bir dokunulunca bin ah edemeden edemedim. Sayın Heper, çok güzel bir yazı yazmış. Evet çok güzel çünkü olayın karşı tarafı olarak gayet farkında ve seçimlerde Kürt iradesi kurmak isteyen Kürt partisine karşı kötü dahi olsa AKP'nin savunulması ve Türk bekasının varlığı için bunun gerekliliğini farketmiş. Peki ya Güneydoğu'lular pardon yani Kürdistanlılar (Kuzey demek de artık içimden gelmiyor, tek ve bir olan o vatan için) olayın farkında mı? Hey siz! Olayın farkında mısınız? S. Berkel Baran Doğan Heper [EMAIL PROTECTED] Güneydoğu'da AKP'liyiz 30 Ekim Perşembe 2008 "Türkiye Cumhuriyeti bugün bağımsızlığını kaybetmenin, bölünmenin eşiğindedir." Bu tüylerimizi diken diken eden sözleri tecrübeli bir politikacı, Mehmet Şendir söylüyor. Onun için ben diyorum ki, Güneydoğu'da hepimiz AKP'liyiz. Çünkü seçim yakın ve orada iki parti var DTP-AKP. Ve biz Türkiye'yi bir bütün olarak seviyoruz ve kardeş kavgası istemiyoruz. Oysa DTP, Türkiye'nin bölünmesini istediğini Meclis'e bile bildirdi. * * * Ben şunları da söylüyorum. "Güneydoğu'da halkın demokratik hakları" diyenler var. Bunlara her istediklerini verin yeni istekler gelecektir. Geliyor. Çünkü bunlar için "büyük Kürdistan" nihai hedeftir... Türkiye'den kopma nihai hedeftir. Bakın, DTP'nin isteklerini izleyin. Ne diye başladı, nereye vardı. * * * Geçen gün DTP'nin bir kadın üst düzey yöneticisi kürsüye çıkmış bangır bangır bağırıyordu, "Apo'ya özgürlük, onu serbest bırakın" diye. Oysa bir süre önce aynı takım Apo'ya iyi muamele talep etmiyor muydu? Şimdi bu kadını dinleyince, kendi kendime, Apo için istekleri her gün daha ileri gidiyor, dedim. DTP İstanbul'da otomobilleri yaktırdı. DTP üniversite öğrencilerine el attı ve sözüm ona anadilde eğitim için onları gösteriye teşvik etti. Bakın, "sivil itaatsizlik eylemi" diye şimdi DTP Diyarbakır'da oturma eylemi kararı aldı. Başbakan Erdoğan, "Van'a da gideceğim, Hakkâri'ye de" diyor ya... DTP Grup Başkanvekili Demirtaş da, Başbakan'ı adeta tehdit ediyor. "Diyarbakır ve Tunceli'de gösterilen tepki Van ve Hakkâri'de de devam edecek"... Bir Başbakan'ın kendi yurdunda dolaşması tehditle engellenmek isteniyor. Bu suç değil mi? Bunlar mı DTP'nin siyasi faaliyetleri. * * * Her konuda bakıyorum, arzular yerinde kalmıyor. Kültürel haklar, demokratik haklar, anayasal haklar ve sonunda ayrı devlet olmak. Harita boşuna yapılmadı ya... Bu haritayı yapan ve her yana dağıtanların başında gelen Irak Kürdistan Demokrat Partisi'nin Dış İlişkiler Sorumlusu Safin Derzai'nin geçen gün ilginç bir açıklaması vardı. "PKK'yı terör örgütü olarak adlandırdığımız ve saldıracağımız yolundaki haberler asılsızdır." Adam daha ne desin? Bizim büyük şehirlerimizdeki çok bilmiş, ayrılıkçı destekçilerine bu sözler duyurulur. * * * Neyse ki, hep söylediğimiz gibi, Güneydoğu'daki kardeşlerimizin yüzde 75'i bu görüşte değil, yani DTP'nin görüşünde değil. Çünkü onlar DTP'nin yurdu sürüklemek istediği kardeş kavgasına ve ayrılığa karşılar. --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ - Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. - Grubumuzdaki yazilarin hukuki sorumlulugu yazarlarina aittir. Kurd kultur milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik propagandalara sicak bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Fatma Zelal, Serger Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: http://groups.google.com.tr/group/diwanxane -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
