**
**
*"Namusa me azadiya me ye" *

Îbrahîm ZOZAN
Namus kavramı, Arapça dilinde kelime anlamıyla "en büyük sırlara hakim olan"
anlamına gelir. Geçmiş toplumlarda ise, 'saygı ve sevginin yanında,
özellikle aile içindeki otorite anlamı yüklü önemli bir kavram olarak
kullanılmıştır. Türkçede kelimeye yüklenen anlam, daha çok İslam geleneğiyle
bağlantılı cinsel içeriklidir. Namus kelimesi Araplardan önce de farklı
dillerde kullanılmıştır. Eski Yunan kaynaklarında, namus kelimesinin
kullanıldığı görülür. Dolayısıyla kelimenin kökünün Yunancadan geldiği
savunulmuştur.

Halk arasında revaçta olan anlamı, ailenin kendi içine dönük dünyası ile
dışarıdaki erkekler dünyası arasına çekilen sınırın/duvarın ismidir, namus.
Özellikle de kelime, daha çok erkeğin onuru ve saygınlığıyla birlikte
anılmıştır. Sınırı aşan kadın, erkeğinin namusunu tehlikeye atmıştır.
Metropollerde, bu sınırın aşılması kuralında kısmen gevşeme olmuşsa da,
kırsal kesimlerde değişime veya gevşemeye izin verilmemiştir.

Namus kelimesi, her toplumda farklı anlaşılmıştır. Kimi, 'toplumun içindeki
ahlak kurallarına karşı beslenen, dürüstlük ve doğruluk olarak' algılarken,
diğer bazı toplumlarda, erkeğin kadın üzerindeki her türlü tasarruf hakkına
sahip olması anlamıyla bütünleşmiştir. Kadın erkeğin malıdır, dolayısıyla en
küçük bir ahlaki inhiraf erkeğin namusuna zarar verir. Kadının, erkeğin her
türlü hizmetini yapmaktan, çocuk doğurmaktan, ev işlerini eksiksiz yerine
getirmekten başka hiçbir değeri/özelliği olmaz. Aslında onların en
değerlileri bile, "kargalar arasındaki alacakarga"dan farksızdır. Boynuna
tasma takılmış yeni versiyonuyla bir köle/cariyedir sadece. Erkeğinin
ücretsiz hizmetçisi, kadını, namusudur. Esasen, kadının kendisine ait bir
namusu da yoktur. Erkek, kadının namusu değildir! Çünkü gelenek buna izin
vermez. Dolayısıyla erkek özgürdür... Her türlü, melaneti işleyebilir. Evinde
gençliğini, enerjisini, emeğini, özgürlüğünü kendisine adamış kadın, biraz
deforme olduğu, çirkinleştiği zaman, erkek yenisini alabilir.. Sekreteriyle,
evinde çocuğuna bakan 'bacım (!)' dediği dostuyla, kendisine İslami bilgi
birikimi dolayısıyla yaklaşan kadınla, yardımda bulunduğu ailenin küçük
kızıyla işi pişirebilir. Bunun adı, gönül vermek, sevmek, meşru aşk olur bir
anda.. Veya kendi inhirafını, "aşk, bir sapkınlıktır" şeklinde izah etmeye
çalışır. Fark edilmedikçe, gizli alemini korumaya çalışır. Gelenek veya
sosyal yapıdan dolayı sıkıştığını hissettiği an, resmi veya imam nikâhıyla
ilişkisini resmileştirir. İlişki meşrulaştığı için, erkeğin namusuna zarar
gelmez.

İslamcıların dışında böyle örnekler yok mu? Fazlasıyla var... Hem de cinnet
derecesinde. Ancak, adalet, özgürlük ve hak iddiasında olan İslamcılardır.
Dolayısıyla onların, toplumun en aşağı seviyesine düşmeye hakları olmaz.
Onların dışındaki örnekler, çürümüşlüklerine haklılık kazandırmaz da.
Toplumun, ahlak, dürüstlük, güven ve doğruluk sembolü olmaları gerekenler,
en ilkel yöntemlerin pratisyenleri olmamalıdırlar.

Başka konularda en bilinen kavramı bile hamur gibi yoğuran, zihinleri
şüphelerle, sorularla dolduranlar, bu konuda fazlaca zahmet çekmeye ihtiyaç
duymazlar.. Çünkü ne de olsa, eninde sonunda böyle bir süreç kendilerini de
beklemektedir. Emevi, Abbasi, Osmanlı ve yeni çağdaş İslam iddialı rejimler,
kendisine bu cevazı vermektedir. Üzmez, Gündüz ve benzerlerinden daha elem
verici olayların, daha ibret verici olanlarından çoğumuzun haberi bile
olmaz. Mücahitlik maskesi altında veya İslamcılık görüntüsüyle işlenen
haltların, yüreklerimizi nasıl dağladığını anlatmaya gerek yok her halde. İç
bünyemizde, bu ilişkilerden dolayı gerçekleşen boşanmalar, yeni evlilikler,
gizli aşklar, üniversite kızlarıyla 'muta nikâhı' ismi altında en şiddetli
zulümlerden daha aşağılık ilişkiler, internet üzerinden İslamcılık
görüntüsüyle genç kızların kandırılmasına kadar sayısızca örnek var. Kadını
kendi malımız, namusumuz veya kölemiz olarak görmemizin ahlaksızca
neticeleridir bunlar. Adapazarı'nda, bir soytarının İslamcılık kisvesine
bürünüp, üç genç kıza ayrı ayrı imam nikahı kıyıp, onların her birini kümes
gibi evlere kapatması ve onlardan çocuk sahibi oluncaya kadar bir şekilde
ilişkisini sürdürmesi ve ardından kayıplara karışması istisnai bir olaydır,
ama benzersiz değildir. İslamcılık kabuğuna bürünen soytarıyla birlikte,
üniversite okuyan tahsilli kızlarımız da masum değildir. Sebep ne olursa
olsun, İslamcılık maskesiyle işlenen bu cinayet, yüreklerimizi en derinden
yaralayan olaylardan biridir.

Bütün bunlar, yıllarca anlatılan sultanların haremleri, cariyeleri ve yatak
hikâyeleriyle ilgili bilgilerin, genlerimize nasıl işlemiş olduğunu
göstermesi açısından da ilginçtir. Bu kültür ve bilgi, bize erkeğin kadından
üstün olduğunu empoze etti. Kadın, nesli devam ettiren, erkeğin her türlü
hizmetini gören, onu dinleyen, itaat eden cinsel bir obje olmaktan öte
hiçbir özelliğe sahip değil, bu geleneksel aşiret mantığında. Kendi başına
özgürlüğü olamaz. Özgürlüğün sınırını erkek belirler. İkinci sınıf bir
varlıktır, çağdaş bir köledir. Erkeğin sözünü dinlemezse dövülür, hakaret
edilir, ezilir, sindirilir, küsülür ve daha da olmazsa erkek tarafından
kapının dışına bırakılır, boşanır. Yasalar, töreler ve toplumsal yapı
erkekten yanadır. Kurallar, kadını mahkûm etmeye yöneliktir. Oysa İslam,
böyle bir ayrıma cevaz vermez..

Tarih boyunca, toplumların ayakta kalması, sosyal düzenin korunması ve
neslin devamı açısından kadınların önemli bir rol sahibi olduklarından kuşku
yok. Namus anlayışı, kadının elindeki bütün özgürlüklerini erkeğe bağımlı
hale getirmesine rağmen, ailenin varlığını sürdürmesi de çoğunlukla kadın
endeksli olmuştur. Toplumsal bu anlayışa verilen önem kadını, zayıf,
korumasız, iradesiz, cesaretsiz ve sürekli olarak sığınacağı bir liman
aramak zorunda olan bir insana dönüştürdü. Özellikle, İslam'ın ilk
yıllarından sonra kılıç zoru ve kanla iktidarlarını pekiştiren saltanatlar,
böyle bir kültürün sistematik bir hale gelmesine önayak oldular.

Bunun neticesinde, kadın erkeğin namusu olarak şekillendirildi. Kadının
namusunun kirlenmesi durumunda, asıl sorumlu kendisi olarak görüleceğinden,
öncelikle cezayı hak eden taraf kabul edilmiştir. En ağır şekilde
cezalandırılmayı hak etmiştir.. Zira erkeğin onurunu kırmış, onun toplumdaki
değerini düşürmüştür. Kirlenen kendi namusu değil, erkeğin namusudur.
Öldürülerek ailenin namusu temizlenmelidir. Veya en azından, intihar etmesi
için en ağır sosyal baskı uygulanmalıdır. Erkeğin namusu ancak bu şekilde
kurtulur.

İslam, aileye ve toplumsal ahlaka fazlasıyla önem verir. Bunu yaparken de
kadın ve erkek ayrımı yapmaz. İslam, kadına aşiret mantığından farklı bir
değer biçmiştir. İslam'da, erkek kadın üstünlüğü yoktur. Kadın ve erkek
arası cinsel ilişkinin ismi zinadır ve zina eden erkek ve kadına aynı ceza
uygulanır. Nur, 2 ve Nisa, 15-16. ayetlerde cezanın şekli de belirlenmiştir.
Kur'an'ın üzerinde en çok durduğu günahlardan biridir, zina. "Zinâya
yaklaşmayınız!" (İsrâ, 32) demiş, zinâ günahına meyledeni, Cehennemle
uyarmış (Furkan, 68); başkasını zinâ ile suçlayıp sözlerini dört tanıkla
ispat edemeyenlerin, dövülmesini ve şâhitliklerinin kabul edilmemesini (Nûr,
4); zinâ eden erkeğin, ancak zinâ eden veya puta tapan bir kadınla
evleneceğini, öyle kadınlarla evlenmenin müminlere yasaklandığını (Nûr, 3);
zinâ suçunun ancak dört şâhitle saptanabileceğini (Nûr, 4, 6; Nisâ, 15)
bildirmiştir. Görüldüğü gibi, son ayete göre tüm fuhuş eylemleri ancak dört
şahitle tespit edilir. Oysa aşiret mantığında, böyle bir ispata gerek
görülmez. Sadece dedikodu bile buna yeterlidir.

Kur'an, suçun ispatlanması durumunda erkeğe ayrıcalık tanımaz ve her
ikisinin de cezalandırılmasını emreder. Tarih boyunca, günah işleyenlerin
toplum önünde cezalandırılmasının hikmetine baktığımız zaman, insanlara
ibret olması ve bu işe eğilim duyanların korkutulup caydırılmasının
hedeflendiği görülür. İnsanların huzurunda cezalandırılmak, utanç vericidir
ve dolayısıyla nefse ağır gelir.

Anlaşıldığı gibi İslam, namus veya namusun kirletilmesinde erkek ve kadını
aynı kefeye koymaktadır. Aşiret mantığıysa, namusu sadece kadınla sınırlı
tutar. Dolayısıyla, erkek her türlü sapma ve inhirafta özgür tutulurken,
kadın en küçük bir lekede cezalandırılmaya layık görülür. İslam'dan
kaynaklanmayan ve tamamen insanlık dışı olan bu anlayışa Müslümanların
itiraz etmeleri gerekirken, başka taraftan sesler yükselmeye başlandı. Ancak
yapılan bu savunma, kimi çevrelerce yanlış yerlere çekildi. Bir kadın
derneği "Namusa me azadiya me ye!" pankartı astırdığı için, gösterilerle
veya medya yoluyla protesto edildi.

İlginçtir, hiçbir İslamcı, her ne maksatla söylenmiş olursa olsun, böyle bir
teşebbüsün doğru olduğuna işaret etmedi. Çünkü evlerindeki kölelerine, taviz
vermiş olacaklardı. Veya yıllarca insanlara doğru olarak sundukları
düşünceleri yıkılacaktı. Erkek olsun, kadın olsun herkesin namusu kendi
ahlaki değerlerine göre, kendisi tarafından korunur ve hiçbir kadın
başkasının namusu olarak kabul edilemez. Kadının namusu, kendi namusudur.
Erkeğin de öyle.

"Bizim namusumuz, özgürlüğümüzdür!" derken, aşiret mantıklılar ne anlıyor
acaba? Kadının özgürlüğüne sahip olması, gördüğü her erkekle ilişkiye
girmesi anlamına mı geliyor? İnsan özgür olmadan, namusunu mutlak anlamda
nasıl koruyabilir? Korkuların, pis kokulu niyetlerin ve arzuların kendisini
öfke ve gerilimlerle ortaya koyduğu bu tepki, özgürlüğün kapsadığı alanı
anlamak istemeyenlerin, zincire vurmak istedikleri kadınların da haklarının
olduğunu, bilmeyen cahillerin önyargılarının dışa vuran muhalefet şeklidir.

Buzağının altında öküz aramaya alışık olanlar, sözün geldiği düşünceyi ve
geçmiş tecrübeleri ciddi bir malzeme gibi biçimlendirip, düşmanlıklarını
kusuyorlar. Aslındaysa, yanlış mevziden saldırıya geçtiklerinin ve attıkları
güllenin geri sekeceğinin farkında değiller. Kadınların boynuna tasma takma
niyetlerini kusanlar, beslendikleri kaynakların İslam ile hiçbir
bağlantılarının olmadığını ve tamamen saltanat kökenli olduğunu bilmiyorlar*.
Erkekler, "Namusa me azadiya me ye!" deselerdi, acaba aynı tepkiyi
gösterecekler miydi? Elbette ki, hayır! *Bu asrın entelektüel birikim sahibi
iddiasındaki İslamcılar da, kadının da insan olduğu ve ilahi dine muhatap
olma açısından erkekten hiçbir farkının olamayacağını, bir türlü
kabullenemiyorlar.

İçinde bulunduğumuz topraklarda veya ülkenin tamamında süregelen büyük
sorunları karşısında, tıkanıp kalan İslamcılığın, kendisini hissettirmek
için bu tip polemiklere saplanıp, varlık ispatına yöneleceğine, ismine
yakışır davranış, düşünce, proje ve çözüm yolları bulmaya çalışmasının daha
yararlı olacağını düşünüyorum. Toplumsal sorunlarda muhatap kabul edilmenin
şartı, istikrarlı ve gerçekçi bir dili ortaya koyabilmektir. Kendi gerçeğini
görmeyen, sürekli başka suların akıntısında kendisini kaybeden, donuklaşan,
gelişmeyen, tıkanıp kalan, kendisini aşmayan, düşünceyi dar kalıplar
içerisinde sıkıştıran, basitleşen, okunu yabancı menzillere atan, aşiret
mantığından kurtulmayan veya kurtulmayı beceremeyenlerin, toplumsal alanda
söz söylemeye haklarının olmayacağını düşünüyorum. Zira onların muhatap
kabul edilmenin hakkını vermediği kanaatindeyim. Bunun hayalini kurmak ve
ümit beslemek, gerçeklerimiz karşısında sorunlarımıza cevap verecek seviyeye
ulaşamıyor, maalesef.

Dolayısıyla, niyet okuyuculuğu bir kenara bırakıp söylenen her sözde art
niyet aramayı bir kenara bırakmalıyız. "Namusa me azadiya me ye!" ifadesi
karşısında, saldırganlaşmanın masum bir çıkış olduğunu düşünmek yanlıştır.
Geçmişteki, düşmanlık, kin ve öfkenin, düşünmeden karşı saldırıya geçmeye
kaynaklık etmemesi gerekir.

http://beroj.com/h.asp?k=5260&z=t

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
 -  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane 
grubeke ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u 
ramanen xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen 
reshkirine qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji 
teze hin dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki 
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak 
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz 
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger 
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: 
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap