Têr nake! Lê disa ERÊ. Yetmez! Ama Evet
*ALİ FİKRİ IŞIK *
http://www.taraf.com.tr/haber/ter-nake-le-disa-ere-yetmez-ama-evet.htm

Pazar öğlen sonrası. 27 Mayıs 1981.

Diyarbakır askeri cezaevinde bir görüşme günü.

180 tutuklu. 10'ar kişilik postalar halinde görüşmeye/görüşcülere
çıkarılıyorlar. İlk posta için adım okunmuyor,derin bir nefes alıyorum.
İkinci postada da yokum. Sevinçle karışık tuhaf duygular içindeyim. Üçüncü
posta da, bensiz gidiyor görüşme yerine.

Tedirginim,

Nefes alış verişlerim sıklaşıyor,

Korkuyorum.

Ve dördüncü posta, adım ilk sırada, korkunun yol açtığı ani bir negatif
enerjinin baskınına uğruyorum. Ellerim ayaklarım titriyor. Önceden edinilmiş
bir refleksle "emret komutanım''diye bağırıyorum ve gösterilen yere hızla
koşarak esas duruşta bekliyorum. Gerçeklikle bağım kopmuş. Kontrolden çıkan
ve beni ele geçiren korkaklığım söz dinlemek niyetinde değil. Duyduğum
sesler kesinlikle bir anlama sahip değiller,anlamlı sözcükler olarak
kulağıma ulaşmayı başaramıyorlar. Kendimle ilgiliyim ve belleğimde beni
teskin edecek hiçbir sözcük yok. Sığınabileceğim, güç alabileceğim,
toparlanmama vesile olabilecek her şey terk etmiş beni. Bomboşum, bir çuval
gibi.

Ve ilk komut gecikmiyor. "sıra düzeni al, ileri marş''..

33. koğuş D Blok'un ikinci katındaydı. Sıra düzenini bozmadan ikinci katın
merdivenlerinden aşağı indik. Ana koridorun hemen girişinde durdurulduk.
Çift sıralı,sıra düzenimiz beşer kişiden oluşuyor.

İkinci komut "komando marşına başla''..

Nizami, yetmiş santimlik kaz adımları ve sesimizin en gür tonuyla bir
taraftan yürüyor öte taraftan komando marşını söylüyoruz.

Yüz metrelik geniş koridorun sonuna "kazasız belasız'' vardığımızda "komando
marşı bitmiş, "harbiye'' marşına yeni başlamıştık ki, hem durduruluyor hem
de susturuluyoruz.

Gergin ve belirsiz bekleyişimiz uzun sürmedi. Sağ baştan başlayarak, tek tek
görüşme kabinlerine tek komutla alınıyoruz.

Görüşme kabinlerinde bizi birer askeri gardiyan bekliyor. Tekmil verip,
gösterilen yerde esas duruşumu bozmadan bekliyorum.

İlk soru geliyor.

"İslamın şartı kaçtır len''? yanıtlıyorum. Doğru yanıt vermemin bir anlamı
yok. Ayak parmaklarımda bir acı hissediyorum, bir ayak, postalıyla
parmaklarımı eziyor, korkudan bakamıyorum. Yüzüm tel kafese dönük. Midemin
tam ortasını bir bıçak darbesi gibi yaran derin acı, askeri gardiyanın
elinde tuttuğu jop darbesi olsa gerek. Sarsılıyorum. Düşmemeye gayret ederek
ayakta duruyorum, postal hala ayaklarımı ezmeye devam ediyor. Tuhaf sorular
ve hissettiğim acı biraz olsun kendime gelmemi sağlıyor ama hala kontrol
dışıyım. Korkunun hükümranlığı saltanatını sürdürüyor.

Tel kafesin gerisinden babamın yüzünü seçiyorum. Gardiyanın öfkesi babama
yöneliyor..

"Türkçe konuş''.

Zavallı babam..

Sanırım göz bebekleri ilk kez bu kadar büyümek zorunda kalmıştı.

"Nasılsın oğlum''dedi .

Ben'' iyiyim baba''diyemeden, bu küçük çekimsiz cümleyi kuramadan görüşme
acı bir düdük sesiyle bitiriliyordu.

Koğuşa dönmek için çift sıralı, sıra düzeninde bekliyoruz. Her şey
saniyelerle ölçülen zaman diliminde oldu ve bitti.

Sıradayız.

Komut bekliyoruz.

Görüş alanıma giren açıdan, görebildiklerim asker sayısının giderek
çoğaldıydı. Ellerinde kalaslar. Demir çubuklar ve joplar vardı. En öndeki
asker rütbesizdi. ''Rahat..hazır ol'' komutundan sonra duyduğum tek
ses''dikkat komutan geride'' ve herkesle birlikte bende sol ayağımın topuğu
üstünden nizami bir dönüş yaparak emre uymuştum.

Ve sonrası..

Evet sonrası..

Bir kalas gibi yatay halde ayak parmaklarımı gördüm havada. Çenemin altına
vurulan bir yumruk darbesiyle yerçekiminden kurtularak havada asılı
kalmıştım.

Son gördüğüm buydu.

Son hissettiğim acı da.

Yere düşmüşüm.

Azgın, kudurmuş köpekler gibi saldırıyorlar, her tarafıma darbelerin
indiğini seyrediyorum, dinginim. Zihnim toparlıyorum. Tepkisiz öylesine.
Korku terk etmiş bedenimi.

Sırtımda bir ağırlık var.

Postallarıyla hem ensemi hem de belimi bastırıyor biri..

''Sürün'' diyor ,

Sürünüyorum.

Ağırlığımı ve kendini sürüklüyorum. Kafama joplar iniyor. Acıyı
hissetmiyorum.

''Sürün'' diyor..

Sürünüyorum..

''Sürünüyor'' diyor birisi..

İkinci bir ağırlık hissediyorum, biri daha var sırtımda çünkü.. Artık
sürünemiyorum.

''Sürün'' diyor..

Sürünemiyorum.

Gücüm tükeniyor.

Belimden tekmeleniyorum. Yetmiyor kalaslanıyorum. Yetmiyor enseme demir
çubuk indiriliyor.

Her şey karanlık.

Kendime geldiğimde değişen şey ıslaklık.

Su içindeyim. Bu ter olamaz. Kafam zonkluyor.

Elimle yokluyorum.

Elime bir başka sıvı bulaşıyor.

Kanıyorum.

''Kendine geldi''diyor bir ses. Koridorun önemlice bir bölümünü geride
bırakmışız ama hala sona uzağız. Bu kaldığımız yerden devam edeceğimiz
anlamına geliyor. Herkes benden farksız değil. Belki de en şanslılardan
biriyim.

Henüz bir tarafımda kırık yok. Herkes ayıltılıyor. Tekrar ikişerli sıraya
diziliyoruz.

''Rahat, hazır ol..

Jandarma marşına başla''

Ve biz jandarma marşını söylüyoruz.*
*

-- 
-  Diwanxane, platformek azad u serbixwe; koma hemi Kurda ye. Diwanxane grubeke 
ideolojik nine. Li ve dere demokrasi serdest e; hemu Kurd dikarin bir u ramanen 
xwe bi serbesti binin ziman. Lebele di nava me de heqaret u rexneyen reshkirine 
qedexe ne. Ji kerema xwe, hevalen ku Kurdi dinivisin, dixwinin an ji teze hin 
dibin; ki dibin bila bibin, deweti Diwanxane bikin. 
 -  Diwanxane; en genis katilimli, ozgur Kurd mail grubu. Her yazinin hukuki 
sorumlulugu yazarina aittir. Kurd milliyetciligi esas alinir. Her inanisa, her 
millete saygili olan bu BAGIMSIZ grupta ideolojik kaba propagandalara sicak 
bakilmaz. Imlasi, anlatimi savruk; saldirganlik ya da siddet iceren gereksiz 
mailler onaylanmaz. Kurtce mesajlara oncelik taninir. MODERATORLER: Serger 
Barî, Xanim Rojda, Mihemed Rojbin ANA SAYFAMIZ: 
http://groups.google.com.tr/group/diwanxane

Cevap